BİLİM Mİ? O DA NE Kİ ???
Bilim denince son yıllarda akan sular duruyor. Sayfalar dolusu tanımlar yapılıyor. Acaba ne kadarı anlaşılıyor? Acaba cafcaflı tanımlardan öğrencilerin aklında kalan nedir? Ya öğretim elemanlarının anladıkları nedir? Öğretim elemanlarının bile kitaplarda yazan tanımları ezberlediklerini ama anlamını kavramamış olduklarına üzülerek şahit oldum. Böyle öğretim elemanlarının öğrencilerine sunacakları bilim sizce nasıl olacaktır?
Size birkaç örnekle meramımı anlatmaya çalışayım.
1. Bir gün televizyonda UFO larla ilgili bir programa takıldım, Böyle uçuk kaçık şeyler beni cezbettiğinden seyrederim, okurum. UFO larla ilgili dünyada birçok dernek vs var, bizde de var. İşte bu derneğin başkanı delil olarak bazı resimleri gösteriyor. Üniversiteden bir prof bunun sahtekârlık olduğunu inanılmaması gerektiğini vs iddia ediyor. Karşısındaki kişi şunu söyledi ”hocam resimleri size ulaştırayım inceleyin, istediğiniz testi yapın ondan sonra tartışalım”, ama bizim prof “nesini inceleyeceğim” dedi (Nuh dedi peygamber demedi).
2. Yine bir gün bir televizyonda: Bir adamcağız bazı otları birleştirmiş bir hastalığa çare bulduğunu anlatıyor. Yine programa telefonla bağlanan bir prof. “Bu sahtekârlık nasıl yaparsın” vs teranesinden sonra “sen kim oluyorsun ki bu işlere girişiyorsun” gibilerden lafları sıraladı. Adamcağız efendiliğini bozmadan ”hocam ben nereye isterseniz geleyim, birleşimi size anlatayım araştırın, ben etkisini bilmiyorum ama siz bulabilirsiniz, hiç olmazsa insanlar yararlansın, bilimsel olarak ispatlansın” diye çırpınıyor ama profumuz azarlamaktan beter sözler sarf edip kızıyor.
3. Bilim uzmanlığı tezim kızamık aşısı üzerineydi. Aşı yapılan çocukların anneleri çocuklarına kıyamadığından aşı sonrası kan vermeye gelmediler. Ben de çocuk hastanesinde yatan çocuklardaki aşı etkinliğini araştırmayı planladım. En uygunu cerrahi servisiydi, izin almak için bölüm başkanına gittim. Epey sorguladıktan sonra bana “ sen bakanlığımı sorguluyorsun?” dedi ve çocukların kan alınırken zarar görmesini istemiyorum deyip izin vermedi. Asistanları çocukları delik deşik ediyorlardı, oysa bana hemşireler tetkik için aldıkları kandan vereceklerdi.
4. Almanya’da izlediğim bir programda(1991-1993) doktorlar, Afrika’nın balta girmemiş ormanına giderek, teknolojiden uzak tamamen doğal yaşayan yerlilerle 6-7 ay gibi bir süre beraber yaşayarak onların doğal tedavi yöntemlerini araştırıyorlardı, onlara hiçbir şekilde müdahale etmeden. Yerlilerin kullandıkları her bitkiyi ve nasıl kullanıldıklarını not edip araştırıyorlardı.
Yukarıdaki örneklerden hangisi daha bilimsel bir yaklaşım?
Bilim sorgulamak, her şeyden şüphelenmek değil midir? Bizim üniversitelerimizin birçoğunda (lütfen gerçek bilim adamları alınmasınlar, onlara saygım sonsuz)bilim, Amerika’da yayınlanmış kitaplarda yazanlardır. ABD ve AB ülkelerinde yapılan araştırmalar mutlak doğrudur, tartışılamazlar. Bir şey dediğinizde “Amerika’yı yeniden keşfetmeye ne gerek var” yanıtını alırsınız. Amerika’da her şeyin standardı oluşturulmaya çalışılmıştır. Ortalama Amerikalının boyu, kilosu, nabzı, solunumu ve kan basıncı saptanmıştır. Ama bizim insanımızın böyle bir ortalaması yoktur. Bizim hekimlerimiz dışarıdan ithal bilgileri bizim insanımızın ortalaması olarak kabul edip ona göre tedavi ederler. Oysa bizim ne iklimimiz ne de yaşam tarzımız onlarınkiyle uyuşmaz, yani ortalamaları da aynı olamaz. O yüzden farklı ülkelerin kitaplarını benimseyen fakülteler farklı rakamları benimserler. Kimsenin aklına da bizde durum ne diye sormak/araştırmak gelmez.
Epey oldu, temel yaşam desteği(TYD) ile ilgili kurullar oluşturulmuş ve bazı uygulamalara standart geliştirilmeye çalışılıyor. İşte böyle bir kurul toplantısında (ILCOR)ortak ÖNERİLER oluşturulmuş ve denilmiş ki, yabancı cisim tıkanmaları seyrek oluştuğu için TYD eğitimlerinde bunları öğretmek anlamsız bir vakit kaybıdır. Dolayısıyla o seneki kurallar içinde yabancı cisim tıkanması yer almıyordu. Bu toplantıya katılan bir anestezi profesörü bu yeni kuralları anlatmak üzere toplantı yaptı ve yabancı cisim öğretilmeyecek dedi. Bana ters geldi çünkü ilkyardım kapsamında anlattığımız bu uygulama ile kaç çocuğun hayatı kurtulmuştu (eğitim verdiğimiz kişilerin geri bildirimleri ile bunu söylüyorum) ben bunun öğretilmesi gerektiğini savundum. Bir anestezist için normal karşılanabilecek bu tutum benim için değildi. TYD İlkyardım kitaplarda kalmıyordu, yaşanan hayatın içinde kullanılması gerekiyordu. Sayın Prof. bana öneriyi kesin kural gibi sunarak buna uymam gerektiğini söyledi, elbette ki ben daha önceden okuduğum bu öneriyi uygulamadım. İyi ki de uygulamamışım çünkü o sene anlattığım öğrencilerimden biri dönem ortası tatilinde boğazına bir şey kaçan yeğeninin hayatını kurtarmıştı. Burada vurgulamak istediğim, kendini bilim adamı kabul eden prof’larımız kraldan çok kralcı kesilip önerileri bile kural kabul edip tartışılmasını hoş karşılamıyorlar. Oysa o kuralları koyan Amerikalı bilim adamları o kuralların yanlış olup olmadığını sorgulamaya devam ediyorlar. Sizce hangisi bilim, bilimsellik, bilim adamı ???
Bir gün bir misafirimiz geldi. ODTÜ mezunu (matematikçiydi sanırım). Bir anısını anlattı. Büyükçe bir alanı kaplayan bahçesini sulamak üzere kuyu açtırmak istemiş. Alet edavatla bu işi yaptırmaya kalksa hem çok pahalıya gelecek hem de bahçe delik deşik olacak. Tanınmış bir su arayıcıyı almış getirmiş, adam elinde bir çubukla bahçede dolaşıp su kaynaklarını bulmuş. ODTÜ den bir hocası(prof) emekli olmuş ve o da bahçesinde kuyu açtırmanın yollarını arıyormuş. Misafirimize sormuş, oda çekine çekine kendi sorununu nasıl hallettiğini anlatmış. Karşılığında azar işiteceğini düşünüyormuş. Ama hayrettir hocası “aman hemen getir” demiş. “Öğrenciyken bunu söylesem, bilimsel yollar dururken bu ilkel yöntemlere başvuruyorum diye beni sınıftan atarlardı” dedi. Ve şunu ekledi: “bir çalışmada koşullar aynı kalmak şartıyla sonuçlar değişmiyorsa, bu bilimsel bir sonuçtur. Adam değneği ile her zaman suyu buluyorsa bunun doğruluğu tartışılmaz, bilimin yapacağı bunu reddetmek yerine bunun nasıl gerçekleştiğini araştırmaktır.”
Girişte verdiğim örneklere dönersek:
Profesör unvanını hak eden kişi aslında bilim adamı unvanını da hak eder diye düşünürüz. Yani her şeyi sorgulayan, araştıran, doğru dediğimiz her şeye şüpheyle yaklaşan kişidir. Oysa bakın bu unvanı olmayan biri yüksek okul mezunu diğeri sanırım orta okul mezunu(örnek2) iki kişi “araştırın biz size her türlü yardımı sunmaya hazırız” derken, araştırma olanağına sahip ve doğal olarak araştırmayı talep etmesi beklenilen proflar araştırmaya kesinlikle karşılar. Halbuki, araştırıp sen şu nedenlerle haksızsın deseler daha saygın olmazlar mıydı?
Bilim tarihi incelendiğinde birçok buluşun bilim adamı olmayan kişiler tarafından bulunmuş olduğunu görebiliriz. Üstelik Uzak doğuda ve komunist rejim altındaki ülkelerde bitkisel tedaviler konusunda yetişmiş elemanlar varken. Gerçi son yıllarda Amerika’da moda olunca bizim bilim adamlarımızda balıklama atladılar(ne de olsa kârlı bir iş). Amerika’dan kopya etmek yerine Türkiye’de yok olmak üzere olan ve kocakarı ilaçları diye bilinen geleneksel tedavi yöntemleri araştırılıp Amerika’ya satılsaydı daha iyi olmaz mıydı?
Kızamık aşısı ile ilgili örneğe gelince; Türkiye’de son on yıllarda kızamıkla ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Aşılamaya rağmen. Benim yaptığım aşı araştırmasına destek verilseydi ve geniş kapsamlı bir çalışma yapabilseydim belki de bir şeylere rast gelebilirdim. Sorunun bir kısmı ortaya çıkabilirdi. Ama ben sorunun ne olduğunu tahmin ediyorum. Okuduğum kaynağı hatırlayamadığım için bakanlığa yazamadım, hoş yazsaydım da prof olmadığım için önemsenmezdi. Kızamık virusuna karşı bağışıklık sistemi 15. ayda tamamlanıyor. Bunun anlamı 15. aydan önce yapılacak aşı bağışıklık hücreleri olgunlaşmadığı için hafızaya alınamıyor o nedenle de ömür boyu koruyamıyor. Halbuki yıllarca 9.ayda aşı yapıldı ve tekrarı önerilmedi. DSÖ(Dünya Sağlık Örgütü)salgın varsa 9. Ayda aşı yapılmasını öneriyordu, bizim bakanlıktaki hazretler bunu normal sürece döndürdüler. 15.ayda aşı tekrarı yapılmadığı için kızamık sorun olmaya devam etti. Son birkaç yıldır da yakaladıklarına aşı yapıyorlar; hastalığı geçirip geçirmediği, 15.ayda üçlü aşı yapılıp yapılmadığı sorgulanmadan. Aşıların yan etkisi ülkemizde hiç sorgulanmaz ne hekimler ne de yaptıranlar tarafından… Çocuk hastalıklarından korumak için aşı yapılmalıdır ama biraz da özen beklemek gerekmez mi?
Bazı aşıların yan etkileri hastalıktan daha kötü sonuçlara yol açmaktadır. Hiç grip aşısının yan etkilerini sorguladınız mı??????
Bilimsel
Bilimsel diye bir kelime son yıllarda ortalığı kasıp kavuruyor. Örnek: gözünün üstünde kaşın mı var? Soru: Bu bilimsel bir yaklaşım mı? Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı.
“Bu bilimsel araştırmaya göre…” Böyle bir cümle gördüğümde hemen aklıma araştırma niye yapılır sorusu geliyor. Bilim sorgulamaksa, sorgulama araştırma ile yapılıyorsa bu cümle bana anlamsız geliyor. Acaba bazı araştırmalar bilimsel bazıları değil mi? Ya da araştırmayı ben yaparsam bilimsel değil ama prof yaparsa bilimsel mi oluyor?
Aklıma yine bir anı geldi. SHMYO nda her sene sonunda toplantı yapılırdı, eğitim-öğretimde aksayan yönler var mı tartışılırdı. İlk müdürümüzün zamanında bu toplantılar gerçekten çok güzel ve verimli geçerdi. Sonraki müdür döneminde bir kez sorunlar tartışıldı sonra vazgeçildi ve toplantılar bizi bize anlatan program başkanlarının sohbetlerini dinlemekle geçti. İşte ikinci müdürün döneminde bir kez yaptığımız tartışmada, mikrobiyolojiden bir öğretim üyesi öğrencilere enfeksiyonla ilgili bilgi verilmediğini bunun giderilmesi gerektiğini söyledi. Ben söz aldım ve “bu sorunun farkına vardığım için baştan beri ilkyardım dersinin son saatlerinde enfeksiyonlardan korunma ile ilgili özet bilgi verdiğimi” belirttim. Sayın prof bana döndü ve “sizin bilimselliğiniz tartışılır” dedi. Yani “sen kim oluyorsun da bu açığı giderme gafletinde bulunuyorsun” der gibi. Sonra birden benim mikrobiyoloji de bilim uzmanlığım olduğunu hatırladı ”şey siz tabii bu konuları biliyorsunuz…”gibi bir şeyler geveledi. Orada onun en azından bu sorunu görmüş olduğumdan mutlu olmasını ve bunun yetersiz olduğunu programa ders eklenmesi gerektiğini ve bir de yaptığı densizlik nedeniyle özür dilemesini boşuna bekledim. Düşünebiliyor musunuz yüksek okulda öğretim elemanıyım ve bilimsel olup olmadığım tartışılıyor. Oradaki tüm öğretim görevlileri bilimsel olmamakla suçlanıyordu hiç kimse itiraz etmedi ve bunu kabullendiler onların adına ben utandım. Çünkü bunun diğer anlamı bana göre şudur: üniversitede akademik unvan savaşı yapanlar hariç tutulursa, bilimsel niteliği olmayan insanlar çalışıyor. Aynı prof. hastanenin mikrobiyoloji laboratuarının başına geçtiğinde başka bir mikrobiyolog öğretim üyesi ile hastane enfeksiyonlarından korunma kitapçığı hazırlamışlardı. Tam onların bilim adamlığına yakışır bir giriş yapmışlardı; Amerikan hastanelerindeki enfeksiyon oranları verilerek enfeksiyon kontrolü önlemlerinin öneminden bahsediliyordu. Her iki öğretim üyesinin de elinde her türlü araştırma olanağı vardı, hastanenin enfeksiyon kontrol hemşiresi vardı. Benim beklentim bu durumda hastanedeki enfeksiyon durumunu araştırıp görülen enfeksiyonlara göre bir korunma kılavuzunun hazırlanmasıydı. Demek ki lafla bilimsel olunmuyormuş. Hacettepe’de enfeksiyon kontrol komitesini kurarken önce tüm hastanenin enfeksiyon profili çıkarıldı. Hangi servislerde hangi enfeksiyonlar ağırlıklı, yoğun bakımlarda hangi enfeksiyonlar var bunlar araştırıldı. Ona göre hastane personeline eğitim uygulandı. Ben, hizmet içi eğitim sorumlusu olarak bu çalışmaların her aşamasında ve enfeksiyon kontrol hemşiresinin görevlerinin araştırılıp tercüme edilmesinde bizzat görevliydim. Sizce bu iki örnekten hangisi daha bilimsel?
Bilim Adamı- Bilim kadını – Bilim insanı vs. vs.
Çocukluğumdan beri bilim adamı lafını duyduğumdan olsa gerek, bu kelime benim için çok özel insanları ifade eder o nedenle de çok severim. Son yıllarda İngiliz dili hayranlığı ve saplantısı sonucu bizim dilimizde pek kullanılmayan eril-dişil tanımlamaları nedeniyle bu güzelim kelime oldu mu sana bilim kadını bilim insanı? Bu kompleks ve dil düşmanlığı nedir anlamıyorum. Bilim adamı bir özelliği tanımlayan bir kelime, kadın veya erkeği değil bir durumu belirtiyor. Bundan neden rahatsızlık duyulur ki? Bilim insanı denilince içimde tarif edemediğim bir rahatsızlık hissediyorum ve İngilizcenin dilimi esir almasına çok üzülüyorum, buna bayrak olan bilim insanlarını da ne yazık ki hayırla yad edemiyorum. Mesela Almancada hemşire “schwester” dir bizdeki gibi kızkardeş anlamını taşır ve rahibelere de aynı isim verilir. Almanya’da erkek hemşireler var yani onlara da “schwester” deniyor. Çünkü o kelime artık kendi öz anlamından uzaklaşıp bir mesleği ifade eder hale gelmiş. Hiçbir erkek de komplekse kapılıp başka bir kelime arayışına girişmiyor.
Biz toplum olarak ezber ve onun getirdiği şekilciliğe o kadar takılıp kalmışız ki değil üniversiteyi bitirmek prof bile olsak orada takılı kalmaya devam ediyoruz. İş yapmak yerine saçma sapan ayrıntılarla egomuzu tatmin etmeye çalışıyoruz. Değerli vaktimizi boşa kürek çekerek tüketiyoruz. Umarım artık bunlardan bir gün kurtuluruz. Ben bir dünyadaki bilim adamlarına bakıyorum bir de bize üzülüyorum. Çünkü onlar her şeyi sonuna kadar sorguluyor, hiçbir şey bulamazlarsa bu niye benden farklı düşünüyor diye sorgulamaya başlıyorlar. Ama hiçbir zaman sen benden farklı düşünemezsin demiyorlar!
27 mart 2008