YENİDOĞANDA  ACİL  BAKIM  

 

  • Yenidoğanın Normal (Rutin) Bakımı
  • APGAR Ölçeği
  • -Yenidoğanın Muayenesi
  • Acil Bakım Gerektirebilecek Yenidoğanlar
  • Mekonyum Aspirasyonu
  • Yenidoğanın Resüsitasyonu
  • Yenidoğanın Ambulansla Nakli
  •  

     

    YENİDOĞANIN RUTİN BAKIMI

    Yenidoğanın acil bakım öncelikleri diğer hastalarla aynıdır. İlk muayene tamamlandıktan sonra, eğer herhangi bir sorun yoksa, ya da var olan sorun giderildikten sonra diğer aşamaya geçilir. Yenidoğanların %80 inde, soluk yolunun temizlenmesi, bebeğin hafif uyarılması ve vücut ısısının korunması işlemlerinden sonra resüsitasyona gerek kalmaz.

     

    Soluk  yolunun  devamlılığının  sağlanması 

    Yenidoğanın bakımında önceliği soluk yolu alır. Doğum esnasında akciğerlerdeki sıvı, basınç nedeniyle orofarenkse oradan da ağız ve burun yolu ile dışarı  doğru itilir. Bu sıvı yerçekiminden bağımsız olarak hareket eder. Bebeğin başı doğar doğmaz hemen, önce ağzını sonra burnunu puvar ile aspire edin. (Puvar: ampul  biçiminde, ucu gittikçe daralan yumuşak plastikten yapılmış, el  ile sıkmak suretiyle aspire eden bir araçtır).  Her zaman önce ağız içini aspire edin ki, burnunu aspire ederken ağızdan akciğerlere, nefes aldığında, geriye gidecek bir şey  kalmasın. Puvar olmadığı zaman gazlı bezle, bebeğin ağzındaki  ve burnundaki kan ve mukus temizlenebilir.

    Doğar doğmaz aspirasyon işlemi tekrarlanır. Aspiratör  kullanıyorsanız, aspire ederken tüpü,  BOĞAZINA KADAR  SOKMAYIN ! Aksi halde çok kuvvetli vagal uyarı sonucu bebekte şiddetli  BRADİKARDİ  oluşur. 10 SANİYEDEN  fazla  ASPİRE  ETMEYİN. Doğumdan sonra bebeği, annenin vajinası ile aynı hizada, başı vücudundan 15 derece kadar aşağıda olacak şekilde, tutun. Bu pozisyon yenidoğanda, ağızdaki sekresyonun soluk yoluna aspire olmasını önler.

    Kurulama ve aspirasyon, yenidoğanın  ilk soluğunu alması için yeterli uyarıyı sağlayacaktır. Eğer bebek bu işlemlere rağmen hemen ağlamazsa, sırtını hafifçe sıvazlayarak veya ayağının altına fiske vurarak uyarın.

     

    Yenidoğanda  Isı  Kaybının  Önlenmesi

    Yenidoğanda ısı kaybı en önemli  sorunlardan biridir. En  önemli ısı kaybı buharlaşma yoluyla olmaktadır. Bebek doğduğunda ıslaktır ve amniyotik sıvı hemen buharlaşır,  sonuçta bebek üşür. Bebeğin doğum öncesi 38° C olan vücut ısısı, doğumdan hemen sonra bir  derece veya daha fazla düşer.

    Isı kaybı, oda ısısına veya hava akımına bağlı olarak konveksiyon yolu, bebeğin temas ettiği yüzey nedeniyle kondüksiyon yolu  ya da bebeğin yanında bulunan soğuk objeler nedeniyle radyasyon yolu  ile meydana gelir.

    Isı kaybı en aza indirilmelidir. Bunun için, hemen kurulayarak buharlaşmayı önleyin, oda veya ambulansın ısısı en az  23 -24°C derece olmalıdır, hava akımını önlemek üzere tüm kapı ve pencereler kapatılır. Bebeği kurulamak  ve sarmak için kullanılan havlular kuru ve mümkünse sıcak olmalıdır. Etraf soğuksa, sıcak termofor  bebeğin yakınına konarak üşümesi önlenmelidir. Aksi halde, bebekte hipotermi  ve ona bağlı komplikasyonlar gelişebilir.

     

    Hipotermi sonucunda :

    •    Yenidoğanın oksijen gereksinimi artar, ilk anlarda solunum ve dolaşım yeterli olmadığından artan bu oksijen gereksinimi  karşılanamaz

    •    Soğuk nedeniyle vazokonstrüksiyon meydana gelir. Vazokonstrüksiyon ise, hipoksiye neden olur.

    •    Yenidoğanın  asidoza yatkınlığı artar.

    •    Enerji kaybı gittikçe artar. Enerjiyi sağlamak üzere glikoz kullanımı artar ve yenidoğanda hipoglisemi gelişir.

     

              Soğuk ® Hipotermi ® Asidoz ® Hipoglisemi ® Şok ® Ölüm

     

    Görüldüğü gibi soğuk ortam ya da ısı kaybı, yenidoğanda ölümle yaşam arasında karar veren bir etkendir. O nedenle dikkatli olunmalıdır. Ambulansın iç ısısı, yenidoğan için 33°C  ve prematüre bebek için 35°C derece olmalıdır.

     

    Göbek  kordonunun  kesilmesi

    Bebeğin soluk yolunun devamlılığı sağlandıktan  ve ısı  kaybı en aza indirildikten sonra (ki bu işlemler ortalama  45-60 saniye sürer), göbek kordonu klemplenerek kesilir ve birinci dakika APGAR değerlendirilir. Bebek doğar doğmaz annenin vajinası ile aynı düzeyde tutulur ki, kordondan iki yöne akış olmasın. Eğer bebek yüksekte tutulur ve kordondaki kan anneye doğru akarsa veya erken klemplenirse, bebekte ANEMİ oluşur. Eğer bebek alçakta tutulur ve kordondaki kan bebeğe doğru akarsa veya klemplemekte geç kalınırsa (3 -5  dakika sonra), bebekte  demir  birikimi artacağından HİPERBİLİRUBİNEMİ oluşur. Göbek kordonunu sıvazlamayın, çünkü sıvazlama  kan viskositesini artırır veya polisitemiye neden olur. Polisitemi ise, kardiyopulmoner  sorunlara yol  açabilir.

    Klemplerken, ilk klempi  bebek tarafında 10 cm kalacak şekilde takın, ikinci klempi ise birinciden 5 cm uzağa takın. Ondan sonra, iki klempin ortasından kesin. Kestikten sonra periyodik olarak sızıntı  olup olmadığını kontrol edin. Sızıntı olursa, ikinci bir klemp (klips, kıskaç) takın. Kanama  kontrolünden sonra, göbek kordonunun kesik ucuna batikon damlatarak, steril gazlı bezle kapatın ve sargı beziyle sarın. Kuru kalması önemlidir. Anneyi, alt bezini göbek bağının üzerine gelecek şekilde bağlamaması konusunda uyarın. Göbek bağı normalde 7 - 14 günde düşer. Bu süre içerisinde, bebek yıkanmaz silinir. Göbekte kızarıklık, akıntı, kanama, şişlik ve hassasiyet olduğunda, doktora götürmesi gerektiği  konusunda anneyi tembihleyin. 

     

    Başa Dön

     

    APGAR  değerlendirmesi

    Yenidoğan en kısa zamanda APGAR ölçeğine göre değerlendirilir. İdeali,  doğumun  1. ve 5. dakikasında yapılır. Eğer yenidoğanın solunumu yoksa, APGAR değerlendirmesini beklemeden resüsitasyona başlayın.

    APGAR ölçme sistemi 1952 yılında, anestezist Dr. Virginia Apgar tarafından, yenidoğanın yardıma gereksinimi olup olmadığını saptamak üzere geliştirilmiştir. Görünüm, solunum, nabız hızı, kas tonüsü ve hareket yönünden yenidoğanın 0-10 arasında değerlendirilmesidir. APGAR değeri;

    7- 10 arasındaysa yenidoğan canlı ve güçlüdür; normal bakım yeterlidir.

    4 - 6  arasındaysa, bebeğin oksijene ve uyarıya gereksinimi vardır.

    4 ün altındaysa, yenidoğanın acilen resüsitasyona gereksinimi vardır.

    APGAR değerlendirmesini değişiklik olup olmadığını saptamak için, 1. ve 5. dakikada tekrarlamanın yararı vardır.

     

     

    TABLO- APGAR ÖLÇEĞİ 

     

     

     0

     1

    2

    Değerlendirme Puanı

    1.dakika     5.dakika

    Appearance;      derinin rengi

    Soluk,

    Morumsu

    Vücut pembe,

    Kollar-bacaklar   morumsu

    Vücudun tümü pembe

     

     

    Pulse rate;

    nabız       

    Yok

    100 ün altında

    100 ün üstünde

     

     

    Grimace;

    refleksler

    Tepki  yok

    Yüzünü buruşturdu

    Ağlıyor

     

     

    Activity;          

    kas tonüsü

    Gevşek (flask)

    Hafif  fleksiyon  var

    Aktif, hareketli

     

     

    Respiratory;

    soluma çabası

    Yok

    Yavaş  ve  düzensiz

    Güçlü ağlıyor

     

     

     

     

     

    Toplam  puan

     

     

     

    YENİDOĞANIN MUAYENESİ  

    1- APGAR  Değerlendirmesi: APGAR ölçeğine göre, yenidoğan 1. ve 5. dakikada  değerlendirilir.

     

    2- GÖZLERİN  bakımı :  Doğum esnasında, serviks ağzında bulunan gonokoksiks mikroorganizmalar bebeğin gözüne bulaşarak körlüğe neden olabilir. O nedenle bebek doğduktan sonra, vakit kaybetmeden, göz çevresi ve göz kapakları steril(distile) su veya SF ile ıslatılmış pamukla içten dışa doğru silinir. Göz kapakları hafifçe açılır ve konjuktivaya 2 damla Gentamisin  yoksa Gümüş nitrat (% 1’lik) veya ikişer damla limon damlatılır. Artık pek kullanılmasa da kaynakların bazılarında yer aldığı için burada gümüş nitrattan bahsedilmiştir. Gümüş nitrata bağlı olarak konjuktivit gelişebilir, 2-7 günde geçer. Doğum travmasına bağlı olarak gözlerde subkonjuktival kanama olabilir, 10 günde kendiliğinden düzelir.

     

    3- FONTANELLER (BINGILDAK) :  Sagittal ve koronal suturlar arasında ön fontanel, sagittal ve lomboidal suturlar  arasında ise arka fontanel  bulunmaktadır. Ön fontanel, 5 cm büyüklüğündedir ve 18-22 aya kadar kapanması  beklenir. Arka fontanel dah küçüktür ve 2-4 aya kadar kapanır. Erken kapanması  mikrosefaliye neden olurken, geç kapanması kemik gelişimi geriliğine veya hidrosefaliye işaret olabilir. O nedenle yenidoğanda kontrol edilip aileye bilgi verilmelidir.

     

    4-AĞIZ  İÇİ: Yenidoğanın ağzı, yarık damak  açısından kontrol edilir. Yarık damağa tavşan dudak eşlik edebilir veya sadece biri bulunabilir.

     

    5-BURUN DELİKLERİ: Aspire ederken tıkanıklık yönünden kontrol edilir. Aspire ederken, aspirasyon sondası ileri gitmezse zorlanmamalıdır.

     

    6-KULAK, ÜRETRA, ANÜS: Bu delikler mutlaka kontrol edilmelidir. Mekonyum varsa bu anüsün açık olduğunun göstergesidir. Aksi halde, bir derece ile bakılablilr.

     

    7-GÖĞÜS, KARIN, SIRT: Herhangi bir anomali yönünden incelenir.

     

    8-KALÇA  ÇIKIĞI: Sırt üstü yatırılan bebeğin dizlerinden tutularak, her iki diz karna doğru itilir. Sonra her iki bacak( uyluk kısmı) yanlara doğru yavaşça açılır. Normalde, her iki diz eşit olarak yere değecek kadar açılabilir, açılmıyorsa, doğuştan kalça çıkığı ( DKÇ ) olasılığı düşünülür. Ayrıca, toplu olan ( deri altı yağ dokusu gelişmiş) bebeklerde, uyluk ve bacakların iç kısmındaki pliler, bacaklar yan yana getirildiğinde, simetrik değillerse  DKÇ düşünülür. Bu bebekte DKÇ olmayan bacak, diğerine göre daha uzundur.

     

    9-PEDİATRİK  NORMLAR:

    Boyu:  48 - 54 cm                            Kilosu: 2500 - 4300 gram

    Baş çevresi: 33 - 35. 5 cm,              Göğüs çevresi: 30 - 33 cm

    Solunumu: 30 - 50 kez / dakika,      Nabız: 120 - 160 kez / dakika

     

    YENİDOĞANIN  FİZYOLOJİSİ 

     

    Solunum sistemi: Yenidoğan ile yetişkinin solunum sistemi arasında bazı farklılıklar vardır. Bunlar:

    •   Yenidoğan burnundan nefes alır.

    •   Yenidoğanın dili daha geniştir. Glottis ve trakeası küçüktür. Krikoid kıkırdaktan itibaren altta kalan kısım erişkinlere göre daha dardır. (o nedenle, çocuklarda soluk yolundaki müküs solumunu engelleyerek hipoksiye neden olabilir.)

    •   Solunum sekresyonları daha fazladır.

    •   Mukoz membranları daha incedir, dolayısıyla daha kolay zedelenebilir.

    •   Yenidoğanın alveolleri basınç değişikliklerine karşı daha duyarlıdır.

    •   Kapiller ağı daha az gelişmiştir ve konstrüksiyon / dilatasyon yetenekleri daha azdır.

    •   Solunum kasları iyi gelişmemiştir.

     

    Dolaşım sistemi: Doğumdan sonra fetal dolaşım sonlanmış ve yenidoğanın normal dolaşımı başlamıştır. Fetal hayatta plasentadan umbilikal ven aracılığıyla fetüse gelen yüksek basınçlı kan akımın kesilmesiyle, vena cava inferior ve sağ atriyuma gelen kan miktarı azalır. Sonuçta, sağ atriyumdaki basınç sola göre düşer ve soldan sağa şantlı olan foramen ovale kapanır. Pulmoner arterden duktus arteriozus vasıtasıyla aortaya geçecek olan kan ise, akciğerler genişlediği için doğrudan akciğerlere gider. Bu sırada akciğerlerden gelen kanın akış hızı  arttığı için, sol atriyumdaki basınç yükselir. Duktus arteriozusun kapanmasını kontrol eden faktör oksijendir. Duktustan geçen kanın oksijeni arttığında duktusun duvarı kasılır ve ilk 24 saat içinde kapanır.

     

    Cilt: Verniks kazeoza (yağlı madde) ve lanuga (ince tüyler) bulunur. Epidermis ince yumuşak ve düzgündür. Doğum esnasında dokuların sıkışmasına bağlı olarak deride ödem gözlenebilir. Cilt rengi pembedir.

     

    Gastrointestinal sistem: İlk dışkılama 24 -36 saat içinde gerçekleşir. 48 saat içinde dışkılamayan bebeğin barsaklarında tıkanma düşünülmelidir. Bebek 3 - 6. Günlerde daha sık dışkılar. Anne sütü ile beslenen bebeklerin dışkısı gevşek, akıcı, altın sarısı renktedir. Bebeğin cildini zedelemez.

     

    Böbrek fonksiyonları: Bebek doğar doğmaz işeyebilir. 12 - 24 saat sonra idrar yapımı sıklaşır. Açık sarı renklidir. Günde 6 - 10 kez işeme yeterli sıvı aldığının göstergesidir.

     

    Bağışıklık sistemi: Yetersizdir. İlk üç ay anneden gelen antikorlar tarafından korunur. Anne sütünü emdiği süre, anneden geçen antikorlarla  çeşitli hastalıklara karşı korunmaktadır.

     

    Duyular:

    Dokunma: Yenidoğanın en önemli duyusudur. Bebeğin pek çok refleksi dokunma duyusuyla ilgilidir: yanağına dokunulduğunda aranır: arama refleksi; avuç içine dokunulduğunda parmağı kavramaya çalışır - tutma refleksi, vs.gibi.

    Görme: Yenidoğanın gözleri ışığa hassastır. Işık gözüne geldiği an gözlerini kapatır.

    İşitme: Yenidoğan bebek, yalnız sesleri tanımakla kalmayıp, sesin geldiği yöne başını çevirir.

    Koku alma: Yenidoğanlar kokuya karşı duyarlıdırlar

    Başa Dön  

     

    ACİL BAKIM GEREKTİREBİLECEK YENİDOĞAN BEBEKLER

     

    PREMATÜRE  BEBEK

    38  haftadan önce veya  2500 gramın altında doğan bebeklere, prematüre bebek denilmektedir.  Bu bebekler hipotermi, hipoglisemi, volüm azlığı, çeşitli solunumsal sorunlar, hipoksiye bağlı kardiyovasküler sorunlar yönünden risk altındadırlar. Özellikleri:

    •   Derisi ince, nazik ve pembe-kırmızı renklidir

    •   Lanügası (vücudunu kaplayan ince tüyler) fazladır

    •   Derialtı yağ dokusu yeterince gelişmediğinden derisi buruşuktur

    •   Ayak tabanında deri çizgileri yoktur, tırnaklar yumuşaktır ve parmak uçlarını geçmezler

    •   Kulakları küçük ve yumuşaktır, cildinde damarlar belirgindir

    •   Solunumu zayıf ve diyafragmatiktir, ağlayışı zayıf ve tekdüzedir

    •   Normal refleksler olmayabilir, hipotoniktir, emme gücü zayıftır

    •   Derialtı yağ dokusu gelişmediğinden ısı kaybına aşırı duyarlıdır. O nedenle ani hipotermi, glikoz depolarının az olması sonucu  ani hipoglisemi gelişebilir.

    Acil bakımı:

    •   Sıcak tutun. Oda ısısı 35°C derece olmalıdır

    •   Soluk yolunu sürekli gözleyin. Gerektiği sıklıkta, puarla aspire edin

    •   Nemlendirilmiş oksijen verin, 2 - 3  lt/dk gidecek şekilde. Oksijen bebeğin YÜZÜNE DEĞİL ORTAMA VERİLMELİDİR

    •   Göbek kordonu sızıntı yönünden sık sık kontrol edilir, gerekirse ikinci kıskaç takılır

    •   Aşırı duyarlı olmaları nedeniyle, steril çalışmaya özen gösterilmelidir. Enfeksiyona karşı koruyun.

     

    POSTMATÜRE  BEBEK

    42.  haftadan sonra doğan bebeklere, postmatüre bebek denir. Mortalite (ölüm)  oranı % 15 tir.

    Özellikleri: 

    •   Deri buruşuk ve kıvrıntılıdır

    •   Lanuga yoktur, verniks kazeoza (derideki yağ tabakası) ve derialtı yağ dokusu azdır.

    •   Saçları ve tırnakları  uzundur.

    Plansental yetmezlik nedeniyle fetüsün oksijenlenmesi azalmıştır. Mekonyumun rengi değişmiştir. Mekonyum aspirasyonuna sık rastlanır. Kısacası, postmatüre bebekler risk altındaki bebeklerdir.

     

    YÜKSEK RİSK ALTINDAKİ BEBEKLER

    1. Anneden kaynaklanan sorunlar nedeniyle

    •  Yaş > 35

    •  Diyabet, kalp hastalığı, tiroit

    •  Alkolizm veya uyuşturucu alışkanlığı

    •  Daha önce ölü doğum yapması veya yenidoğanın hemen ölmesi

    •  İlaç tedavileri: Magnezyum, lityum, adrenerjik blokaj yapan ilaçlar, vd

    2. Hamilelik esnasındaki sorunlar nedeniyle

    •  Doğum öncesi kanama

    •  Preeklempsi

    •  Çoğul gebelikler; ikiz vd

    •  Doğum öncesi gebelik bakımın olmaması

    3. Doğum esnasındaki sorunlar nedeniyle

    •  Anormal doğumlar; kalça gelişi vd

    •  Normal süresinden önce(prematür) veya sonra doğum(postmatür)

    •  Uzamış travay (sancı dönemi)

    •  Kordon sarkması

    •  Amniyotik sıvıya mekonyum karışması ( bu durumda amniyotik sıvının rengi değişir)

    •  Herhangi bir nedenle oluşan FETAL DİSTRES (nabzın dakikada 120 nin altına düşmesi)

    •  Enfeksiyon

     

    STRES  ALTINDAKİ  YENİDOĞAN  (DİSTRESSED  NEONATE)

     

    MEKONYUM ASPİRASYONU

    Mekonyum bebeğin dışkısıdır; sindirilmiş  amniyotik sıvı, safra asitleri, kolesterol ve diğer maddelerden oluşur. Genellikle doğum sonuna kadar fetüsün bağırsağında  kalır. Doğum yolunda ortaya çıkan stres sonucu, bebek mekonyumu yutabilir. Fetüse giden kan akımının herhangi bir nedenle kesintiye uğraması fetal hipoksiye sebep olur. Fetal  hipoksi ise, fetüsün bağırsağında spazma neden olur ve mekonyum amniyotik sıvıya atılır. Aynı anda gelişen asfiksi sonucu fetüs derin nefes almak üzere uyarılır. Fetüs derin nefes aldığında mekonyum  büyük hava yollarına  doğru çekilir. Doğum öncesi soluk yolunda mekonyum olması doğana kadar sorun yaratmaz. Doğduktan sonra soluk yolunun tıkalı olması nedeniyle bebek ilk soluğunu alamayacak ve akciğerler şişemeyecektir. O nedenle doğar doğmaz müdahale gerekir. Amniyotik sıvı normalde renksiz, kokusuz ve berraktır. Doğum esnasında, amniyotik sıvının sarı-yeşilimsi renkte olduğunu  görürseniz, bu mekonyum karıştığının göstergesidir. Amniyotik sıvının yeşilimtırak bir renkte olması, ciddi bir durum olduğunun ve hemen müdahale etmemiz gerektiğinin göstergesidir. AABT, çağrıya ulaşana kadar eğer, su kesesi patlamışsa, hamileye amniyotik sıvının rengi sorulmalıdır. Renk değişimi  söz konusu olduğunda, bebeği aspire etmeyin ve bebek doğar doğmaz, iş arkadaşınız nefes almasına fırsat vermeden sırt üstü yatırıp aspire etmelidir. Bunu yapabilmek için, çok hızlı davranılması gerektiğini lütfen aklınızdan çıkarmayın. Aksi halde, bebek nefes aldığında mekonyum akciğerlere ulaşarak gelecekte akciğerlerde çeşitli sorunlara (örneğin, pnömoni ) yol açar. Tekrar ediyoruz, amniyotik sıvıya mekonyum karışmışsa, solunum için uyarı yapmayın ( puarla aspire etmeyin), ta ki larigoskopla mekonyumu trakeada görüp, çıkarana kadar. Mekonyumu doktora rapor edin.

    Postmatür  doğum, sigara içen hamile, preeklempsi söz konusu ise, fetal distres (ÇKS-çocuk kalp sesinin- dakikada 120 nin altına düşmesi) ortaya çıkabilir. Bu durumda, fetüsün mekonyum yutmasını önlemek için ANNE  YAN  YATIRILIRAK, uterusun büyük damarlara yaptığı baskı azaltılır, anneye  %  100  OKSİJEN  VERİLİR. Entübasyon için gerekli malzemeler  hazırlanır. 

    Solukyolu  ve  solunum

    Doğumdan hemen sonra ortaya çıkan sorunlar genellikle, solukyolu ve solunum ile ilgilidir. Yenidoğanın resüsitasyonu, ilk aşamada solutma ve oksijen vermeyi  kapsar. IV sıvılara, ilaçlara ve kardiyak malzemelere genellikle gerek yoktur.

    Bebeğin streste olduğunun en önemli ve tek belirtisi, kalp atım hızıdır. Hipoksi bradikardiye, bradikardi  kardiyak out-putun azalmasına, bu da perfüzyonda  yetersizliğe neden olur. Yenidoğanda kalp atım hızının, dakikada 60 ın altına düşmesi  CPR başlatılmasını  gerektirir. Stres altındaki yenidoğanın nabzı, elle izlenmelidir.

    Başa Dön

     

    YENİDOĞANIN RESÜSİTASYONU

     

    Yenidoğanların çoğunluğunda, solunumun sağlanması için uyarı  ve vücut ısısının korunması yeterli olduğundan  resüsitasyona gerek kalmaz. Ne yazık ki, hangi yenidoğanın resüsitasyona gereksinimi olduğu konusunda kehanette bulunamayız. Her  Acil Tıp Hizmetleri  biriminde " yenidoğan resüsitasyon seti" bulundurulmalıdır.

    Yenidoğanın doğumunu takiben yapılacak iş akış şeması için TIKLAYINIZ.

     

    Yenidoğanın  Resüsitasyon  Setinde Bulundurulacak  Araç-Gereçler:

    •  Bag-valve-maske

    •  Puvar

    •  DeLee  suction trap ( bebeği aspire etmek üzere kullanılan özel  aspiratör ucu)

    •  Laringoskop, 0  ve 1 numaralı blade

    •  Balonsuz endotrakeal tüp (2.5, 3.0 ve 3.5 numaralı) ve tüpe uygun  aspirasyon sondası

    •  Endotrakeal tüp için stilet

    •  Umblikal katater ve 10 ml’lik enjektör

    •  Üç yönlü musluk (stopcock)

    •  Mide aspirasyonu için, 20 ml’lik enjektör  ve Fr 8 numaralı beslenme sondası

    •  Dekstrostik

    •  Sıralanmış enjektörler ve iğneler

    •  Steril havlular

    •  İlaçlar:

    · Epinefrin ( Adrenalin ) 1: 10 000 ve 1: 1 000

    · Neonatal Narcan

    · Volüm genişleticiler ( Ringer laktat veya  Serum fizyolojik)

    · Sodyum bikarbonat ( 10 mEq ‘lık 10 ml )         

     

    Resüsitasyon Piramidi

    Ters dönmüş bu piramit, yenidoğanın resüsite edilmesi için, yukarıdan aşağı doğru, hangi adımların izlenmesi gerektiğini  göstermektedir:

     

                                                       

                                                                                                                                    

    Başa Dön

     

    1. Adım : Kurulamak, Isıtmak, Pozisyon vermek, Aspire etmek  ve Dokunarak uyarmak

     

    Yenidoğan doğar doğmaz, vakit kaybetmeden, kurulanarak ısı kaybı en aza indirilmelidir. Ondan sonra, kuru ve sıcak battaniyeye sarılmalıdır. Bebek sırt üstü  ve başı vücudundan biraz aşağıda, boynu düz olacak şekilde yatırılır. Bu pozisyon  akciğerlerdeki  sıvı ve sekresyonların  dışarı  akmasını sağlar. BAŞA  HİPEREKSTANSİYON YAPTIRILMAZ! (baş erişkinlerde olduğu gibi geriye yatırılmaz).  Bebeğin omuzlarının altına gelecek şekilde, 2 cm  yüksekliğinde katlanmış bir battaniye yerleştirerek  verdiğiniz pozisyonun devamlılığını sağlayabilirsiniz.

    Daha sonra puvar veya DeLee suction trap ( endotrakeal tüp ile) aspire edin. Vagal uyarıya dolayısıyla da bradikardiye neden olacağından, derin aspirasyon yapılmaz. Yine aynı nedenden dolayı aspirasyon  10 saniyeden daha uzun süre yapılmamalıdır. Mekonyum varsa, laringoskop ile görerek tercihen DeLee suction ile aspire edin. Eğer mekonyum  büyükse, hemen endotarkeal tüp takın ve mekonyumu endotrakeal tüp ile aspire edin. EĞER  elinizin altında aspiratör yoksa, ENDOTRAKEAL TÜP  TAKILDIKTAN SONRA, UCUNA GAZLI BEZ KOYUP, TÜPÜN UCUNU AĞZINIZA ALARAK,  MEKONYUMU  EMMEK SURETİYLE, ASPİRE  EDEBİLİRSİNİZ !  

    Uyarmak için, ayak tabanına hafifçe vurun ve sırtını sıvazlayın. Birinci adımdaki tüm işlemleri yaptıktan sonra, aşağıdaki parametreleri değerlendirin.

                                                                        

    ·  Solunum Girişimi. Dokunarak uyarma sonucu, bebeğin solunumunun hızı ve derinliği hemen artmalıdır. Eğer solunumu olması gereken sınırlarda ise, nabız  değerlendirilir. Eğer solunum yetersiz ise o zaman 3. Adımdaki uygulamalara geçilir.

    ·  Kalp Atım Hızı. Nabız yenidoğanda çok önemli bir değerlendirme aracıdır. Nabız , steteskopla apeksten dinlenebilir, göbek kordonundan (umbilikal kord) hafifçe kavrayarak hissedilebilir veya brakiyal ya da femoral arterden alınabilir. Nabız dakikada 100 ün üstünde, spontan solunum da varsa, diğer değerlendirmelere devam edebilirsiniz. Eğer nabız 100 ün altında ise, 3. Adımdaki uygulamalara başlayın.

    ·  Renk. Yenidoğan, spontan solunuma ve 100 ün üstündeki nabza rağmen siyanotik olabilir. Bu durumda oksijen verilebilir (bakınız 2. Adım ).  Sadece periferik ( eller ve ayaklarda) siyanoz varsa, genellikle oksijen gerekmez. Ancak siyanoz bir süre geçmesine rağmen düzelme göstermemişse o zaman oksijen tedavisi gerekir.

    ·   Apgar Değerlendirmesi. Daha öncede bahsedildiği üzere, acilen resüsitasyona başlanması söz konusu değilse, 1.ve 5. dakikalarda  APGAR değerlendirilir.

      

    2. Adım : Oksijen  Tedavisi

     

    Vücutta siyanoz varsa veya solunum yetersizse, oksijen verilir. Oksijen bebeğin yüzüne doğru yan taraftan verilmelidir. Doğrudan burna verilmez, ortama verilir. Uzun süreli ve yüksek yoğunlukta verilen oksijen, oksijen tedavisi konusunda da bahsedildiği gibi, yenidoğanda körlüğe neden olmaktadır. Ancak, hastane öncesi acil bakımda kısa süreli oksijen  verileceğinden böyle bir sorunun oluşması olasılığı azdır. Yine de oksijen verirken uygun yoğunlukta, nemlendirerek ve ortama doğru vermek gerekir. UYARI: Oksijen toksisitesi korkusuyla bebeğin gereksinimi varsa, oksijen vermeme gibi bir hataya düşmeyin.

     

    3. Adım:  Solutma

     

    Aşağıdaki koşullardan herhangi biri varsa, hemen suni solunuma ( pozitif basınçlı solutmaya) başlayın.

    •  Kalp atım hızı  dakikada  100 ün  altında 

    •  Apne

    •  Vücuttaki siyanoz oksijene ( 4 - 6 lt / dk ) rağmen devam ediyorsa.

    Yenidoğan, dakikada  40 - 60  kez solutulur. Solutmak için ilk tercih % 100 oksijen  bağlanmış bag-valve-maskedir. Ya da ağızdan - ağza ve burna suni solunum yapılabilir. Solutan kişi, kendi burnuna nazal kanül takıp, oksijen miktarını da 6 litre / dakika  olarak ayarladığında, bebeğe verdiği soluk oksijen yönünden zengin olacaktır. Solunumla verilecek havanın miktarı, bebeğin göğsünü şişirecek kadar olmalıdır. Hava bir dakika sürecek şekilde ve basınçsız üflenmelidir. Aksi halde, fazla miktarda ve basınçla verilecek hava yenidoğanın akciğerlerine zarar verebilir. Solutma etkin olmazsa entübe edin. Suni solunum yaparken, solunum 30 saniyede bir değerlendirilir. Ve; 

    •  Kendiliğinden solumaya başlarsa ve nabzı dakikada 100 ün üstünde ise, suni solunum sonlandırılır ve sadece oksijen verilir

    •  Nabız dakikada 60 - 100 arasındaysa suni solunuma devam edilir

    •  Kalp atım hızı dakikada 60 ın altında ise, o zaman suni solunumun yanı sıra kalp basısı da uygulanır.

     

    Endotrakeal  entübasyon için gerekli  olan koşullar: 

    •  Bag-valve-maske sistemi çalışmıyorsa ( ya da etkin solutma sağlanamamışsa )

    •  Mekonyum  nedeniyle trakeal aspirasyon gerekiyorsa

    •  Uzun süreli ventilasyon gerekiyorsa

    Endotrakeal tüp balonsuz olmalıdır. Yerinde olup olmadığı simetrik göğüs hareketiyle veya eşit havalanma ile anlaşılabilir.

     

    4. Adım : Kalp Masajı

     

     Aşağıdaki koşullardan herhangi biri varsa hemen kalp masajına başlanmalıdır.

    •  Kalp atım hızı dakikada  60 ın altında ise

    •  Kalp atım hızı  dakikada  60 - 80 arasında ise, suni solunum ve % 100 oksijen verilmesine rağmen  30 saniye içinde artmamışsa,

    Yenidoğanda şiddetli bradikardi veya kalp durmasının nedeni aşırı hipoksi ve asidozdur.  Kalp masajı yapmak için, bebek göğüs kısmından iki elle kavranır. İki baş parmak, yenidoğanın  göğsünün (iki memebaşının) ortasına sternuma. Göğüs kemiği (sternum), göğüs yüksekliğinin 1/3 oranında (1-1.5 cm) içeri girecek kadar ve  dakikada 100 kez bastırılır. Kalp masajının yanı sıra suni solunumda yapılmalıdır. Periyodik olarak ( 30 saniyede bir )  yenidoğanın yaşam bulguları değerlendirilir  ve kalp atım hızı dakikada 80 olduğunda, kalp basısı sonlandırılır.

    Temel Yaşam Desteği:

    Yenidoğanda nadiren gereklidir. APGAR ölçeği 1. dakikada  5 in altında ise hemen  TYD ne başlanır.

                                     

     5. Adım : Verilebilecek  İlaçlar  ve Sıvılar

     

    Yenidoğanda kardiyopulmoner arrestin nedeni genellikle hipoksidir. O nedenle tedavide ilk olarak suni solunum yapılır ve oksijen verilir. Ancak, bu uygulamalar yetersiz kaldığında doktor önerisine göre sıvı ve ilaç tedavisine geçilir.    

    İlaçlar ve sıvılar göbek kordonundan (umbilikal korddan) da  verilebilmektedir. Umbilikal  kordda üç damar bulunur; ikisi arter ve biri ven olmak üzere. Ven arterlere göre daha büyüktür ve damar çeperi daha incedir. Venöz girişim için, bir bistüri ile, karın tarafından 1 cm  yukarıdan göbek kordonu sıyrılarak,  french 5 numaralı umbilikal katater ile umbilikal vene girilir. Katetere üçlü musluk takıldıktan sonra SF ile doldurulur. Kateterin ucu deri altına, kan gelene kadar itilir. Şayet kateter daha ileri itilecek olursa, karaciğerin köşesine değeceğinden işe yaramaz. Doğru yerleştirildikten sonra, kateteri göbek flasteri ile sabitleştirin.

    Umbilikal kateterin  yerleştirilemeyeceği durumlarda, birçok ilaç endotrakeal tüpten verilebilir. Bu yolla, yenidoğana  verilebilecek ilaçlar: Atropin, Epinefrin (Adrenalin), Lidocain ve Naloxone.

    Sıvı tedavisi olarak SF veya RL , enjektör ile, kilograma  10 ml  olacak şekilde ve 5-10 dakikadan daha uzun sürede verilebilir. Tüm resüsitasyon işlemlerini yenidoğan dönene veya acil servis elemanlarına teslim edene kadar sürdürün.

     

    Epinefrin (Adrenalin ) endikasyonu :

    •   Asistol,

    •  Kalp masajı, suni solunum ve % 100 oksijene rağmen nabız dakikada 80 in altında ise,

    damar yolu açmak zaman alacağından ve zor bulunduğundan endotrakeal tüpten verilir.

    1/10 000 lik Adrenalinden 0.01-0.03 mg/kg (ortalama 0.1-0.3 ml ) , 1-2 ml  serum fizyolojik ile sulandırılarak verilir.

     

    Kaynak: Brady Paramedic Emergency Care,2nd Ed.s:948 

     

      

    YENİDOĞANIN  AMBULANSLA NAKLİ     

     

    En doğru olanı, transportun özel eğitilmiş kişiler ( pediatri hemşiresi, doktoru  ve solunum terapisti)  ve uygun cihazlar ( küvez) kullanılarak  yapılmasıdır. Ancak bu transport çok  pahalı  olduğu için, çoğu kez eldeki olanaklar en iyi şekilde kullanılarak transport yapılmaktadır.

    Küvezin bulunmadığı  ambulanslarda, ambulansın sıcak tutulması önemlidir. Bebek birkaç kat battaniye ile sarılmalı  ve bebeğe değmeyecek şekilde yanına sıcak su termoforları konmalıdır.

    ASLA, sıcak ısı veren kimyasal paketler kullanılmaz.  

    Ambulansın iç ısısı, yenidoğan için 33°C ve prematüre bebek için 35°C derece olmalıdır. 

     

     

    Başa Dön
    Geri Dön

     

    YARARLANILAN  TEMEL KAYNAKLAR (RESİMLER VE KONULAR):

    1-    Bledsoe, B.E., Porter, R.S., Shade, B.R., Brady Paramedic Emergency Care, 2 nd Ed.,Prentice Hall,U.S.A.,1994. 

    2-    Taşkın, Lale; Anne Sağlığı ve Hemşireliği, Ankara, 1994.

    3-    Marrieb, N. Elaine. Human Anatomy and Physiology. California, U.S.A. 1989

    4-    Amerikan Ortopedik Cerrahlar Akademisi; Hasta ve Yaralıların Acil Bakımı ve Nakledilmesi, 4. Baskı; Nassetti, 1991

    5-    European Resuscitation Council Guidelines for Resuscitation 2005