DAVRANIŞ BOZUKLUKLARINDA ACİL BAKIM
Davranış bozuklukları psikiyatrik sorunlar, çevreye bağlı sorunlar, durumsal olaylara bağlı sorunlar veya bedensel bir sorun nedeniyle karşımıza çıkabilir.
1. PSİKİYATRİK SORUNLAR
« Depresyon
« Bağımlılık
« Katatoni
« Saldırganlık
« İntihara (suicid) eğilim
« Öldürmeye (homicide) eğilim
« Paranoya
« Korkular (fobiler)
« Histeri krizleri
« Uyum sağlayamama(disoryantasyon) ve düzenleme yapamama (disorganizasyon)
2. KİŞİLERARASI İLİŞKİYE VEYA ÇEVREYE BAĞLI SORUNLAR
Genellikle kişilerin başa çıkamadıkları stresler karşısında gösterdikleri davranış bozukluklarıdır. Kazaya maruz kalmak(ağır ya da hafif fark etmez), sevdiği birini kaybetmek (ölen hastanın yakınının gösterebileceği tepki gibi), tecavüze ya da saldırıya uğramak ve doğal afetler başa çıkılması zor strese neden olabilir ve davranış bozuklukları ortaya çıkabilir.
3. BEDENSEL NEDENLERE BAĞLI SORUNLAR
Kişilerde fiziksel ve biyokimyasal durumlarında ortaya çıkan bozukluklara bağlı davranış bozuklukları görülebilir. İlaç, uyuşturucu, alkol kullanımı, yaralanma, hastalıklar (kronik veya akut) ve bunama davranış bozukluklarına neden olan fiziksel ve biyokimyasal değişikliklere yol açabilirler
« Alkolizm : Merkezi sinir sistemi baskılayıcısı olan alkolün aşırı doz tüketimi tıbbi ve davranışsal sorunlara neden olabilir. Genellikle alkollü kişilerde alkol kokusu, konuşurken sözcükleri doğru söyleyememe (lafı ağzında geveleme), yürürken dengesini sağlayamama gibi belirtiler görülür. Tepki süresi yavaşladığından sorularınızı geç yanıtlar.
« İlaç/Uyuşturucu bağımlılığı : İlaç bağımlılığı yasal olarak reçete ile eczaneler alınan ilaçlarla olabileceği gibi sokaklarda satılan yasal olmayan ilaçlarla da olabilir. Alkollü kişide olduğu kadar kolaylıkla tanı konulamaz. Bu gibi durumlarda normal değerlendirmeler yapılırken yaşamsal(vital) bulgular ve gözbebeklerinin incelenmesi önemli ipuçları verir. Yoksunluk blirtisi, intihar veya öldürme eğilimi gösterir, saldırgan olabilir ya da isteri krizi geçirebilir.
« Yaralanma : Özellikle beyni etkileyen kazalarda (kafa içi basıncın artması, şok nedeniyle yetersiz kan akımı nedeniyle hipoksi oluşması) davranış bozuklukları ortaya çıkabilir.
« Tıbbi Sorunlar : Diyabetiklerde hipoglisemi geliştiğinde konfüzyon, sarhoşlarda olduğu gibi sözcükleri geveleme, dengesiz duruş görülebilir. Ve bu hastalar sarhoş sanılıp gerekli acil bakım verilmediğinden komaya girmelerine neden olunmaktadır. O nedenle mutlaka ağzında alkol kokusu olsa bile diyabetik hastalarda kan şekerine bakılmalıdır(unutmayın: alkol diyabetik hastanın hipoglisemisini hızlandırabilir).
« Bunama : Beyin hücrelerinin hasar görmesi sonucunda oluşur. Şaşkınlık, davranış bozuklukları, hatırlamam gibi belirtileri vardır. Görme ve duyma kayıplarında saptanması biraz daha zorlaşmaktadır. Genellikle yaşlı kişilerde görülür ve aylar süren seyri vardır. İntrakraniyal kanamalarda hızlı seyirli olur ve hafızası kısa sürede kötüleşir. Bunamanın diğer nedenleri organik beyin sendromu, Alzheimer hastalığı olabilir.
Tüm bu sorunlar göz önünde bulundurularak ilk ve ikinci değerlendirme çok iyi ve ayrıntılı olmalıdır. Özellikle öykü ve olay yeri değerlendirilmesi bu durumlarda önem kazanmaktadır.
Başa Dön
DAVRANIŞ BOZUKLUKLARINDA DEĞERLENDİRME
Davranış
bozukluğu olan acillerde olay yeri belirsizlik ve kuşkuludur (çünkü davranış
bozukluğu olan kişinin ne zaman ne yapacağı bilinemez bu bilinmezlik hem
Paramediği hem de diğer kişileri huzursuz kılar). Bu nedenle Paramedik
eğitiminde davranış bozukluklarına yer verilmiştir. Ayrıca gelişmiş ülkelerde
böyle hastalarla karşılaşıldığında atılacak adımlar protokollerle saptanmıştır.
1. OLAY YERİNİN İNCELENMESİ
Davranış bozukluğu
acillerinde /psikiyatrik acillerde sağlık personelide yaralanabilir. O nedenle
ambulanstan ayrılmadan önce olay yerini değerlendirerek kendini korumalıdır.
Çünkü paramedik kazazede olursa gerekli acil bakımı veremez. Bu sebepten dolayı,
«
Hasta veya çevresindekilerden biri
silahlıysa
«
Ayaklanma, isyan, hengame, kargaşa
varsa
«
Yangın varsa
«
Rehine varsa
«
Radyoaktif yayılma varsa
Bu gibi durumlarda eğer özel eğitiminiz yoksa olay yerine girmekten kaçının.
Sadece ilgili uzmanların kontrolünde ve onların önerileri doğrultusunda girin.
Örnek: olay yerine itfaiyecinin, polisin veya radyasyon uzmanının izin verdiği
yere kadar ve önerdikleri önlemlere uyarak girin. Olay yerini incelerken neler
olduğu konusunda fikir edinmeye çalışın; şiddet, uyuşturucu veya intihar girşimi
olup olmadığını saptamaya çalışın.
2. HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Hayati tehlikenin söz konusu olduğu durumlarda ilk değerlendirmeye göre acil
bakım verin ikinci değerlendirme sürecinde gerekli bilgileri toplayın.
Toplanılan bilgiler; hastanın gözlenmesi, hastanın kendiliğinden
verdiği bilgiler, hasta ile konuşurken edinilen bilgiler, aile
bireylerinden edinilen bilgiler ve çevredekilerden edinilen bilgileri
kapsamalıdır.
Bu hastalarda da sistematik(adım adım belirlenmiş basamaklara göre) yaklaşım çok
önemlidir. Sistematik yaklaşım için aşağıdaki bilgiler gereklidir :
«
Olayı körükleyen durum veya sorun
var mı ? (hastanın daha da saldırgan davranmasına yol açan kişi, davranış veya
konuşma olması gibi)
«
Hastanın halihazırdaki sağlık
durumu
«
Hastanın yakın zamanda tıbbi veya
psikiyatrik sorunları olmuş mu ? (dün, üç gün veya iki hafta önce gibi)
«
Hastanın geçmiş öyküsünde tıbbi
veya psikiyatrik sorunları var mı ? (birkaç yıldır depresyonu var, böbrek
hastası, diyabetik, geçen sene kalp kapağı değişti, iki sene önce kalp krizi
geçirdi gibi
«
Hastanın zihinsel durumu (çok iyi,
unutkan, yakın zamanı unuturken geçmişi çok iyi hatırlıyor, bazen tanıyor bazen
tanımıyor, gibi)
«
Hastanın siz de bıraktığı etki ve
fiziksel durumu
«
Hastanın davranışları. Bu soruların cevabıyla
hastanın tepkilerini ve davranış değişikliklerini daha kolay tahmin
edebilirsiniz kesin olmasa bile). 3. KONUŞMA YÖNTEMLERİ Davranış bozukluğu olan
hastaların değerlendirilebilmesi için karşılıklı konuşma acil bakım yaklaşımının
en önemli kısmını oluşturur. Konuşma iyi düzenlenmiş ve akılcı olmalıdır. Resmi
evraklardaki (örnek: çağrı formundaki soruların sırayla doldurulması gibi)
sıralamalar bu durumda pek kullanışlı değildir.Alanda yapılacak karşılıklı
konuşmalar çok kısa tutulmalıdır. Konuşma, bulunduğunuz koşula uygun ve
tedavinizde işinize yarayacak bilgileri alacak şekilde olmalıdır. Hasta size
daha fazlasını kendiliğinden veriyorsa o bilgilerden de yararlanmaya çalışın. Konuşma esnasında
sorduğunuz sorular açık uçlu olmalıdır, doğrudan veya dolaylı sorabilirsiniz.
Depresyon, intihar vakası veya çok az tepki veren hastalar dışında konuşmayı
hastanın yönlendirmesine izin verebilirsiniz. Ancak konuşma istediğiniz
bilgilere ulaşacak nitelikte olmalıdır. Hasta bazı sorularınıza yanıt vermek
istemezse zorlamayın, aksi halde hasta kapanır ve hiç bilgi vermeyebilir. Bilgi
toplamak için gerektiği kadar zaman ayırın; ne eksik ne fazla. Hastanın durumu
acil nakil gerektiriyorsa ya da çevresine tehlike oluşturuyorsa bilgi edinmek
için vakit kaybetmeyin. Edindiğiniz tüm bilgilere (gözlem, hastadan ve çevreden
toplanan bilgilere) rağmen hastanın davranışları ve cevaplarıyla ilgili kesin
karar vermekten kaçının. Aşağıda verilen rehber
niteliğindeki bilgilerin, hasta ile konuşmanızı daha etkili kılacağı
düşünülüyor:
«
Hastaya kendinizi tanıtın, yardım
etmek üzere orada olduğunuzu ifade edin.
«
Hastayı sorunlu olay yerinden
uzaklaştırın, rahatsız eden kişi veya nesneleri uzaklaştırın.
«
Kendinize güvenerek iletişim
kurun, hastanın ve olayın gerektirdiği olgunlukta davranın(makul olun), dürüst
olun.
«
Kurallar koyun;
örnek,“ağlayabilirsiniz, ancak kendinize ya da başkalarına zarar vermenize izin
vermeyeceğim” gibi.
«
Hasta gerçekleri saptırıyorsa,
onun düşüncelerini kabul edip etmemeniz önemli değildir. Önemli olan bu
çarpıtmaların hastanın gerçekleri olduğunu anlamanızdır (örnek: “duvardaki
örümcekler üzerime saldırıyor” gibi).
«
Hastayı, oturması ve gevşemesi
için ikna edin (cesaretlendirin)
«
Hastayı, kendi durumunu kendi
sözleri ile ifade etmesi için teşvik edin
«
Konuşurken daldan dala atlamıyorsa
ya da anlamsız konuşmuyorsa, hastanın sözlerini mümkün olduğunca yarıda
kesmeyin.
«
Uzun süren sessizlik dönemlerinden
korkmayın, rahat ama dikkatli olun
«
Hasta ağlamaya veya gülmeye
başlarsa, konuşmayla bu ruhsal gösteriyi bölmeyin
«
Hastanın öyküsünü(burada
kastedilen öykü hastalık öyküsü değil!) istediği gibi anlatmasına fırsat tanıyın
ve başınızı sallayarak “evet anlıyorum, daha fazlasını da anlatabilirsin”
diyerek devam etmesi için cesaret verin
«
Hastanın düşünceleri alt üst
olmuşsa veya durum onun için çok karmaşık görünüyorsa; konuşmayı, onun
kendisini daha az karmaşıklık (veya düzen içinde) hissedeceği şekilde
yönlendirin
«
Hastayla tartışmayın (bir şeyleri
kanıtlamaya çalışmayın)
«
Konuşmayı sürdürmek istediğiniz
durumlarda asla kapalı uçlu sorular sormayın. (kısaca “evet” ya da”hayır” cevabı
verilen sorulara kapalı uçlu sorular denilmektedir)
«
Duruşunuz, karşınızdakini
korkutacak (göz dağı vermek ister) tarzda olmasın
«
Zaten kaygılı olan hastaya,
bağırmayın
«
Hasta izin vermiyorsa hastaya asla
dokunmayın
«
Hastanın hareketlerini ya da
durumunu yargılamayın ! Bırakın hasta sizin tarafsız olduğunuzu düşünsün
(zaten sağlık personeli olarak tarafsız olmak durumundasınız)
«
Denemeden hastayla konuşmanın
olanaksız olduğuna karar vermeyin (bellek bozukluğu olmadıkça, en ağır psikotik
hasta bile hastalık öyküsü ile ilgili çok değerli bilgiler verebilir)
«
Yalan söylemeyin ya da sahtekarlık yapmayın
«
Çıkış ile aranızda hasta
olmasın ! Hasta saldırganlaştığında
kaçmanız gerekirse kaçış yolunuz hemen yakınınızda olmalıdır. Sorunlu (kaygılı) hastayla
uğraşırken, tek önemli etken Paramediğin davranışlarıdır. Paramedik iletişim
kurarken sıcak, duyarlı ve şefkatli (sevecen) olmalıdır. Hasta sizi ciddiye
almalıdır. Bir olaya müdahale etmek isterseniz o durumla ilgili yeterli donanıma
sahip olduğunuzdan emin olun ve mesleki sınırlarınızı aşmayın !
DAVRANIŞ BOZUKLUĞU
ACİLLERİNDE ACİL BAKIM VERMEK ÜZERE İZLEYEBİLECEĞİNİZ BİR REHBER:
Çoğu kez davranış
bozukluğu olan hastaların, polis denetiminde emniyete alınarak polis eşliğinde
hastaneye götürülmesi gerekebilir. Bu gibi durumlarda polisin bir yardımcısı
olduğunuzu unutmayın. Polisin ambulansta sizinle birlikte hastaya eşlik etmesi
hem sizin güvenliğiniz hem de tıbbi-yasal açıdan iyi bir önlemdir. Unutmayın;
bilinçli hastayı kendi başınıza bağlayamazsınız (çünkü bu özgürlüklerin
kısıtlanması demektir), bu yetki polise verilmiştir. Saldırgan hastanın
bağlanması gerektiğinde polisin olması sizin için bir yasal avantajdır. PSİKİYATRİK
BOZUKLUKLAR
«
Depresif sorunlar
«
İntihar girişimleri
«
Anksiyete (kaygı, endişe)
bozuklukları
«
Manik sorunlar
«
Şizofrenik sorunlar
«
Paranoyak(paranoid; aşırı şüphe)
sorunlar
«
Yaşa bağlı sorunlar (bunama ve
deliriyum)
«
Madde bağımlılığı veya suiistimali Depresyon bir psikiyatrik
hastalık ya da durum olarak tanımlanabilir. Temel belirtileri, kişinin kendisini
boşlukta, çökmüş ya da üzgün hissetmesi. Günlük yaşam etkinliklerine karşı
isteksizlik, ilgisizlik duyması, bunlardan zevk alamamasıdır. Bu belirtilerin
iki haftadan uzun sürmesi hastalık kabul edilir ve tedavi edilmesi gerektiğini
gösterir. Depresyonda ayrıca değersizlik, işe yaramazlık ve suçluluk
düşünceleri, karar vermede güçlük, dikkatini toparlayamama, zihin dağınıklığı,
unutkanlık, uyku, iştah düzensizlikleri, yorgunluk, bitkinlik, enerji azlığı,
bedende ağrılar, uyuşmalar ya da değişik bedensel algılamalar görülebilir. Depresyon sırasında beyinde
biyokimyasal değişimler olmaktadır. Nörotransmitter adı verilen serotonin,
noradrenalin vb. maddelerin yoğunluklarındaki değişimler ve bazı hormonal
değişimler ortaya çıkmaktadır. Bu değişimlerin kalıcı olmadığı bilinmekle
birlikte bunların sebep-sonuç ilişkileri tam olarak aydınlatılamamıştır. Depresyon Konusunda Bazı
Öneriler:
Ø
Depresyonun bir hastalık olduğu
kabul edilip, bir psikiyatristen yardım istenmelidir.
Ø
Her insanın hayatının belli bir
döneminde depresyon geçirebileceği düşünülmelidir.
Ø
Depresyonun bir zayıflık ve
güçsüzlük belirtisi olmadığı düşünülmelidir.
Ø
Çok önemli kararlar hemen
verilmeye zorlanılmamalıdır.
Ø
İnsanlardan uzak kalmamaya
çalışılmalıdır.
Ø
Televizyonda şiddet ve korku
filmleri izlememelidir. Hobilere yönelik ya da komedi programları izlenmelidir.
Ø
İsteksizlik düşüncelerine rağmen,
az da olsa değişik işler yapılmalıdır (elişi, yemek, tamirat vb.). (Depresyon, kaynak :
http://www.ruhsagligi.org/cgi-bin/rs/pages.cgi?p=depresyon.htm) DEPRESYONDA ACİL
BAKIM YAKLAŞIMI Depresyondaki hastaya
destekleyici yaklaşılmalıdır. Hastayı konuşmaya teşvik edin, intihar etme
düşüncesinin olup olmadığını çok dikkatli ve dolaylı sorularla açığa çıkarmaya
çalışın (acil bakım verirken süprizle karşılaşmamak için). Depresyonun çoğu kez
organik nedenlerle ortaya çıktığını unutmayın; organik beyin sendromu,
hipertiroid, uzun süreli kortikosteroid kullanma gibi nedenler depresyona yol
açabilir. Ağır despresif hastalar
hastaneye nakledilmelidir. Tüm ölümlerin % 0.4-0.9 unu
oluşturan intihar (öz kıyım), kişiyi ve çevresini etkilemenin yanı sıra, sonraki
nesiller ve toplum üzerindeki etkileri nedeniyle büyük bir toplumsal sorundur.
Tüm dünya çapında her gün yaklaşık bin kişi öz kıyım gerçekleştirmektedir.
Erkeklerin kadınlardan daha çok intiharı gerçekleştirdiği saptanmıştır.
Sonuçlara göre erkeklerde 2-7 kat daha fazla öz kıyıma rastlanmıştır. Erkekler
daha şiddetli metotlar (asılma, kendini silahla vurma gibi) yeğlerken,
kadınların ilaç ve boğulmayı seçtikleri gözlenmiştir. Etnik gruplar ve azınlık
konumunda olanlar birbirlerine daha bağlı olduklarından daha az öz kıyıma
yönelirken, göçmenler henüz ortama alışamadıkları için daha yüksek oranlara
sahiptirler. Kişi intiharı sorunlarını gideren, çare bulamadığı acılarını dindirmeye yarayan,
katlanamayacağı sonuçları yaşamasını önleyen, daha önce bulamadığı huzur
ortamını getirecek bir çözüm olarak görür. Bireyde ölüm, mezara konmak ve
hayata son vermenin sonrasına ait düşünceler bulunmamaktadır. Kişinin kendisini topluma
ait ve onun bir parçası olarak görmesi, çevresinin kendisinin arkasında olduğunu
ve sorumluluğu altında onun yardımına muhtaç kişilerin olduğunu hissetmesi, bu
eylemin günah olduğu düşüncesi, kendisini maddi ya da manevi olarak
destekleyecek güçlerin bulunduğuna inanması öz kıyımların önüne geçebilmektedir. İNTİHARIN
ÖNLEMESİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR: İntihardan ve hayatın
anlamsızlığından bahseden, eşyalarını dağıtmaya başlayan, içe kapanan kişilerde
dikkatli olunmalıdır. Özellikle, daha önceden intihar girişimi olan kişiler bu
türden sözler söylediğinde önemsenmelidir. Yaşlılarda intihar ile ölüm daha
yoğun olduğundan, yaşlılar tek başlarına bırakılmamalı; daha yakından
ilgilenilerek, yataklı tedaviye başvurulmalıdır. Yakınlarını kaybedenler,
eşlerinden ve işlerinden ayrılanlar risk grubu içinde olduğundan bu kişilerle
irtibat arttırılmalı, farklı bir süreç hissedilirse, kişinin yakınları ile
iletişime geçilmelidir. Çevre kişiyi destekleyici olmalı, suçlayıp,
yargılamamalı, kaldıramayacağı sorumluluk ve tasaları kişiye yüklememelidir. Bu
durumlar aşılamıyorsa mutlaka bir psikiyatrik tedavi ve yataklı tedavi gerekir.
Unutulmamalıdır ki, intiharlar birbirlerini tetikler ve bir çığ gibi başka
intiharlara da yol açar. (Birbirimizi anlamaya,
sevmeye ve yardım etmeye ne kadar ihtiyacımız var değil mi? Daha sağlıklı bir
toplum olmak için birbirimize destek olmaya çok, elele tutuşmaya çok
gereksinmemiz var. İntihar Kaynak http://www.psikiyatrist.net/intihar.htm)
İNTİHAR GİRİŞİMİNDE
ACİL BAKIM YAKLAŞIMI İNTİHAR RİSKİ OLAN
KİŞİLER:
Ø
Daha önce intihar girişimi olanlar
Ø
Depresyonda olanlar (ağır depresif
kişilerin intihar riski diğer kişilere oranla 500 kez fazladır.
Ø
Yaş, 15-24 yaşlar ile 40 yaş üstü.
Ø
Alkol ya da uyuşturucu suiistimali
Ø
Boşanmış ya da dul kalma (intihar
riski diğer kişilere oranla beş kez daha fazladır)
Ø
Yalnız yaşayan veya kendini dışa
kapayan kişiler.
Ø
Ağır seyirli kayıplar (dost,
sevdiği kişi, iş, para vb)
Ø
Ameliyat, doğum, uykusuzluk çekme
gibi ağır bedensel stresler
Ø
Bağımsızlığın kaybedilmesi (yatağa
veya eve bağlayan çeşitli hastalıklar)
Ø
Gelecek için amacının ve planının
olmaması
Ø
Ve… yukarıda metinde
bahsedilenler.. Herhangi bir intihar
girşimi şüpheniz olursa, aşağıdaki sorularla açığa çıkarabilirsiniz: ACİL BAKIM:
Öncelikli yaklaşım,
hastanın kendisine zarar vermesini önlemektir. Bunu yapabilmeniz için hastaya
ulaşmanız gerekir. Bilinci kapalı hastaya ulaşmak için evin ya da odanın
kapısını kırarak içeri girmeniz gerekebilir. Kişi silahlıysa, karşısındakini ya
da kendisini öldürme amacı olduğunu varsayıp yanına yaklaşmayın. Hastaya ulaştığınızda
durumu değerlendirmek üzere kısa bir söyleşi yaparak bir sonraki acil akım
adımınızı belirleyin. İntihar eğilimi olan hastayı yalnız bırakmayın.
Gerekiyorsa fiziksel kısıtlamalar yapın. Doktor tarafından öneriliyorsa
haloperidol (Haldol) verin.
İNTİHAR EĞİLİMİ OLAN HASTAYI
MUTLAKA HASTANEYE GÖTÜRÜN
ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUKLARI
Anksiyete batı dillerinde
yaygın bir kelimedir ve dilimizde kaygı, sıkıntı kelimelerine karşılık
gelmektedir. Anksiyete bozukluklarını dilimize "kaygı bozuklukları" olarak
çevirebiliriz. Ama anksiyete kelimesinin içerdiği anlam bundan fazladır.
Anksiyete, dilimizdeki endişe, evham, daralma, bunaltı, afakan, stres
kavramlarını da kapsamaktadır. Bu nedenle anksiyete terimini yazımız boyunca
kullanma gereğini duyuyoruz. Anksiyete bir duygudur. Tüm
duygular gibi tarifi zordur ve herkes tarafından farklı hissedilebilir. Çoğu kez
korkuya, kötü bir şey olacakmış gibi bir endişeye ya da bilinmeyen bir şey
tarafından kuşatılmış gibi hissedilen bir baskıya benzeyebilir. Hafif bir
tedirginlik duygusu, huzursuzluk, gerginlik gibi de olabilir. Bu duygu bir tür
ruhsal ağrı gibi de tarif edilebilir. Bu insana öyle bir ruhsal azap
verebilir ki bir çok insan bu duyguyu hissetmektense fiziksel bir ağrı ya da
hastalığı buna tercih edebilir. Fobilerde ya da panik atakta olduğu gibi çok
keskin bir korku gibi de hissedilebilir. Bu da çok rahatsız edicidir. Psikiyatride anksiyete
bozuklukları başlığı altında şu bozukluklar bulunmaktadır :
«
Obsesif, kompulsif bozukluk
(saplantı, zorlantı bozukluğu)
«
Panik atak
«
Fobiler ( özgül ya da sosyal
korkular )
«
Post-travmatik stres bozukluğu Bu bozuklukların hepsinde
anksiyete bir şekilde yer alır ya da rol oynar. Anksiyete, aslında diğer birçok
hastalık ya da sorunda bir şekilde yer alır. Örneğin; depresyondaki sabah
anksiyeteleri, psikozlardaki anksiyeteler ya da stres bozukluklarındaki
anksiyeteler gibi . Psikiyatride halen
sınıflama ve terminoloji sorunları yaşanmaktadır. Bunun başta gelen nedeni
hastalarımızın ya da hastalıklarımızın çok karmaşık olmasıdır. Bu arada sıkça
kullandığımız bozukluk kelimesine de açıklık getirmekte yarar var. Bozukluk -disorder,
hastalık- disease kelimesinden daha farklı anlam içerir. Bozukluk bir işlevin
işleyişinde ortaya çıkan aksaklığı ya da sapmayı vurgular. Hastalık ise eni
-konu , boyutları, gidişatı, neden- sonuç ilişkileri ve tedavisi daha
belirlenmemiş bir durumdur. Bu nedenle panik atağı olan bir bireye de panik
bozuklu birey demek panik hastası demekten daha uygundur. Bir çok alanda tümüyle
normal olan bu kişi negatif duygulara ve yoğun sıkıntıya neden olan bir duygu
düşünme bozukluğu yaşamaktadır ve bu durum zaman zaman sosyal işlevlerini de
bozabilmektedir. Anksiyetenin nedeni nedir
ve neden bazı kişilerde diğerlerinden daha yoğun ve aksaklık yaratacak düzeyde
yaşanır? Bu yüzden ikinci soruya
-neden ben?- yanıt oluşturmak daha kolaydır. Bazı kişilerde anksiyetenin yoğun
olduğunun daha kesinleşmiş nedenleri vardır. Bu nedenler genelleşemez kişiye
özel kalır. Örneğin bir bireyde kötü çocukluk deneyimleri, bir diğerinde
biyolojik yada genetik faktörler etkili bulunabilir. Anksiyete bozukluklarından
birinden muzdarip olan bir kişinin bunlardan daha önemli bir sorusu vardır.
''Ben bu sıkıntıdan nasıl kurtulurum?''. Üstelik bu, acilen yanıt bulunması
gereken bir sorudur. Psikiyatri bu konuda epey yol almıştır. İnsanların yaşadığı
anksiyete sorunları çok büyük oranda azaltılabilmektedir. Anksiyeteyi yenmek
için birçok psikoterapi tekniği ve ilaçlardan yararlanılmaktadır. Öncelikle
psikoterapiyi ele alırsak; psikoterapi tekniklerini kabaca ikiye ayırabiliriz.
Analitik yaklaşımlarda bireyin psikolojik kurgusu içinde nedenler araştırılıp
anlaşılmaya çalışılır. Diğer yaklaşım ise nedeni çok önemsemeyip yeni düşünce ve
yaklaşımlar üreterek var olan sorunu yenmeyi hedefleyen yöntemleri kullanır. (Davranışcı
ve kognitif yaklaşımlar) (http://www.ruhsagligi.org/cgi-bin/rs/pages.cgi?p=anksiyete_bozukluklari.htm) KAYGI BOZUKLUĞUNDA
ACİL BAKIM YAKLAŞIMI Kaygı (Anksiyete) aslında
streslere karşı verilen normal bir tepkidir. Kişi, strese karşı gösterdiği bu
tepkileri abarttığı, başa çıkamadığı ve tepkiler süreklilik kazandığı durumlarda
hastalık haline dönüşmektedir. Acil durumlarda en sık karşılaşılan kaygı
bozukluğu Panik ataklardır. Özellikle aşağıdaki
belirtiler görülebilir:
«
Hiperventilasyon
«
Çıldırma, ölme veya kontrolünü
kaybetme korkusu
«
Bedensel (somatik) şikayetler:
göğüs ile ilgili yakınmalar(daralıyor, sıkışıyor vs), çarpıntı, başağrısı,
solunum güçlüğü(dispne), soluk yolunda tıkanma veya boğulma hissi, güçsüzlük,
baygınlık hissi, baş dönmesi, kendinden geçme gibi
«
Gerçek dışı duyumlar
«
Sık idrara çıkma veya ishal Hastanın kullandığı
ilaçlar, kişide anksiyete bozukluğu olduğu konusunda size ipuçları verebilir :
diazepam(Valium), alprazolam(Xanax), lorazepam (Ativan), buspirone (Buspar) gibi
. ACİL
BAKIM :
Öncelikle somatik
yakınmalarının gerçek olup olmadığını baştan ayağa muayene ve gerekirse oksijen
tedavisi (DİKKAT: Hiperventilasyonda ağza dayanan torbaya nefes aldırıp
verdirme), gerekirse EKG ile değerlendirme yapıldıktan sonra kaygı bozukluğu
tanısı konabilir. Bu durumda destekleyici yaklaşım gerekir. Hastaneye
naklederken konuşmasına olanak tanıyın, güven verin.
İki uçlu duygulanım bozukluğu (bipolar afektif bozukluk, PMD, manik depresif
bozukluk) ne demektir? Bu dönemde
aşağıdakilerden en az üçü bulunmaktadır:
«
Kişinin kendine verdiği değer,
aşırı derecede abartılıdır(grandiyozite), ses tonu aşırı güvenlidir. Bu durumda
kendisini çok güçlü, güzel, özel yeteneklere sahip, Peygamber ya da Tanrı gibi
hissedebilmektedir.
«
Uykusu hiç yok gibidir, hiç
uyumadan günlerini geçirebilir.
«
Her zamanki halinden çok daha
fazla konuşur. O kadar hızlı ve sürekli konuşur ki konuşması sırasında araya
girmeniz çok zordur.
«
Düşünceleri birbirleriyle adeta
yarışmaktadır. Konudan konuya atlar, belli bir konu üzerinde duramaz.
«
Dikkatini belli bir yerde
toplayamaz, dikkati önemsiz ve konu dışı nesnelere takılır.
«
Belirgin aktivite artışı söz
konusudur : belirli bir amaca yönelik sosyal ortamlarda bulunma, çok çalışma,
okulda ya da cinsel hayatta aktif olma gibi. Ani seyahatler, önceki halinden
farklı olarak daha çekici görünmek için renkli, parlak, aksesuarları bol ve daha
açık saçık, kendinden beklenmeyecek tarzda giyinme, toplum içinde ve
ibadethanelerde ibadetlerinde diğerlerini rahatsız edici derecede aşırı
artışlar, gibi.
«
Önemli zararlar oluşturabilecek
zevk verici etkinliklere, sonucunu düşünmeden girme; eşya ya da para dağıtmak,
gereksiz ve fazla harcamalar, anlamsız yatırımlar, aşırı hızlı araç kullanmak,
cinsel ilişkide sınır tanımamak, gibi. Bu durum, kişinin meslek
yaşamında ve sosyal ilişkilerinde ciddi bozulmalara yol açar. Kendine ya da
başkalarına zarar vermesini önlemek için ya da psikotik özelliklerin varlığında
(kişinin kendisini peygamber sanıp Allah tan emir aldığını düşünmesi ya da gizli
bir takım güçleri olduğuna inanıp, ispata çalışması gibi inanılmaz fikirler ve
eylemler)hastaneye yatırmak gerekmektedir Erken ya da geç yaşta
ortaya çıkması, atak sayısının ve hastanede yatış sayısının çokluğu hastalığın
gidişini kötü etkileyen özelliklerdir. İki uçlu bozukluk niçin
önemlidir ?
«
Yüksek oranda intihar olaylarına,
«
Alkol ve madde kullanımına,
«
Eğitim, meslek ve sosyal
alanlarda, evlilik hayatında sorunlara,
«
Antisosyal davranışlara, suça
eğilimde artışlara,
«
Yeme bozukluklarına, sosyal
fobilere, panik bozukluğu gibi kaygı bozukluklarına neden olabilmektedir.
«
Hızlı döngülü ataklar ( bir yıl
içinde 4 ve daha fazla hastalık atağının olması) çok yıpratıcı olmaktadır. (http://www.psikiyatrist.net/mani.htm) MANİK BOZUKLUKLARDA
ACİL BAKIM YAKLAŞIMI Manik hastalar, ilaç olarak
çoğunlukla lithium (Lithobid, Eskolith) ya da diğer psikotik ilaçlardan
haloperidol (Haldol), chlorpromazine (Thorazine) kullanıyor olabilirler. Ayrıca
kokain, amfetamin veya PCP gibi maddelerde manik bozukluklara neden olabilirler. ACİL BAKIM
«
Yaklaşım hastanın saldırgan olup
olmamasına göre değişir. Saldırgan değilse, yüksek sesle konuşarak susmasını
sağlayın.
«
Hastanın seviyesinde olun yani
göze göze olacak şekilde oturun ya da durun, konuşurken gerçeklerden konuşun.
Saplantılarını, sanrılarını tartışmaktan kaçının
«
Hastadan ya da yakınlarından,
hangi ilaçları kullandığını saptamaya çalışın. Çoğu kez manik hastalar lityum
kullanmaktadırlar, bu şekilde hastaya tanı koymak kolaylaşır. Hasta ilk kez
manik davranıyorsa madde suiistimali aklınıza gelsin.
«
İleri tanı ve tedavi için
hastaneye nakledin. Şizofreni (delilik), bir
asırdan beri psikiyatri bilimini uğraştıran, bir çok yönleri ile tam
açıklanamamış bir hastalıktır. Genç yaşlarda başlayan, hastayı giderek karanlık
bir hayal dünyasına sürükleyen, gerçeklerden ve toplumdan koparan bu hastalık;
halk arasında delilik ya da erken bunama gibi isimlerle tanımlanır. Eski çağlardan beri
hekimler bu durumu bir hastalık olarak tanımlamış ve tedavisi için
uğraşmışlardır. Halk ise bu hastalardan genelde korkmuş ve dışlamaya
çalışmıştır. Özellikle Ortaçağ Avrupa'sında şizofreni hastaları içlerine şeytan
girdiği gerekçesiyle işkence ve eziyetlere, hatta yakmaya kadar giden kötü
davranışlara maruz kalmışlardır. Şizofreni hemen her
toplumda en sık görülen ruhsal bozukluklardan biridir. Genellikle 16-25 yaş
arasında görülse de çocukluk yaşlarında ya da 40 yaş sonrası da
görülebilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha geç yaşta başlamaktadır.
Başlangıç yaşı erkeklerde 15-25 arası, kadınlarda ise 25-35 yas arasındadır.
Başlangıcı sinsidir. Çoğunlukla ilk belirtiler 17-18 yaşlarında görülmeye
başlar. İçe kapanma, saçma fikirler ve saplantılar; ardından gerçekte olmayan
şeyleri olmuş gibi algılamalar, gerçekte olmayan şeyleri görme ve duyma
belirtileridir. Kişide en az bir aylık sure
içinde “sanrılar, varsanılar; konuşmasında bozulma, aşırı derecede garip ve
anlamsız davranışlar, negatif belirtiler dediğimiz duygusal yüz ifadelerinde
azalma, düşünce, fikir üretiminde kısırlaşma, hareket ve bir şeyler yapmaya
hevessizlik hali” gibi belirtilerden en az ikisinin varlığı şizofreniyi
düşündürebilir.
Bu hastalar işlerini yapamaz hale gelirler. İnsanlarla ilişkileri kopar.
Okuyorlarsa eğitimlerini devam ettiremezler. Kendilerine olan ilgi ve bakımları
giderek azalır. Giyimleri kötüleşir tıraş olmazlar. Bazen bu durum daha da
ilerler başkalarının bakımına ve ilgisine muhtaç hale gelebilirler. Bu dönemde,
toplum ve çevre de olumsuz katkıda bulunur. Bu kişiler garip, tuhaf ve ürkütücü
olarak algılanır. Kimse ilişki kurmak istemez, yavaş yavaş dışlanır ve toplum
dışına itilirler. Bu da hastalığın ilerlemesini hızlandırır. Genel olarak toplumda % 1
oranında görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülmektedir. Şizofreni, psikiyatrinin en
çaresiz kaldığı hastalıklardan biridir. Henüz tam olarak tedavi edilememektedir.
Ancak ilaç tedavisi (lityum) en azından belirtileri hafifletmekte hastayı daha
sakin ve uyumlu hale getirebilmektedir. Ayrıca destekleyici psikoterapiler,
uygun rehabilitasyon ortamları hastaların daha insanca yaşamalarına büyük
katkıda bulunur. Bazı yönleri ile şizofreni
sadece psikiyatrik bir hastalık değil aynı zamanda sosyal bir sorundur.
Türkiye'de 600-700 bin şizofreni hastası vardır. Bunlar çalışmamakta ve
üretememektedir. Bir çoğunun ailesi ilaç masraflarının getirdiği mali yükleri
karşılayamayacak durumdadır. Ayrıca, yeterli sayıda tedavi kurumu, yatak ya da
rehabilitasyon merkezleri bulunmamaktadır. Hatta bu hastalarla ilgilenen yeterli
dernek yada sosyal destek grubu da yoktur. Oysa ki, bu kişiler, iyi düzenlenmiş
rehabilitasyon kurumlarında üretici ve yararlı olabilmektedirler.
Varsanı
(Halüsinasyon) Olmayan bir takım
uyaranları var gibi algılama durumudur. Şizofrenideki varsanılar:
«
İşitsel varsanılar (kendisi ile
konusan sesler, gürültüler duyma vb.)
«
Görsel varsanılar (duvarda
çizgiler, kendine bakan yüzler, yaratıklar görme vb)
«
Koku varsanıları (iyi ya da kötü,
başkasının hissetmediği kokuları algılama)
«
Dokunma varsanıları (vücudunda bir
şeyler geziyor gibi hissetme)
«
Bedensel varsanılar (beden
yapısının, bölgelerinin değiştiği şeklindeki algılamalar)
«
Kötülük görme (persekusyon ),
«
Üzerine alınma (etrafındaki her
olayın kendisi ile ilişkili olduğu şeklindeki sanrılar)
«
Kontrol edilme
«
Dini sanrılar
«
Bedensel sanrılar
«
Suçluluk - günahkarlık ve büyüklük
sanrıları.
«
Katatonik şizofreni : nadiren görülür; özelliği stupor (tepki yokluğu ve
çevredekilerin farkında değilmiş görüntüsü), negativizm (tüm hareket
ettirme ve yönlendirme girişimlerine karşı gösterilen hareketsiz direnç),
katatonik katılık (hareket ettirmeye yönelik çabalara karşı kaskatı ve
değişmez bir vücut pozisyonunun istemli olarak sürdürülmesi), taşkınlık
(dış uyaranlardan etkilenmeyen hızlı ve amaçsız hareketler), postür alma
(vücuduna uygunsuz ya da garip pozisyon vererek saatlerce bu pozisyonu sürdürme)
gibi sorunların olmasıdır. Katatonik taşkınlık ya da stupor durumundaki hastanın
kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engellemek için hastanın
denetlenmesi gerekir. Beslenme bozukluğu ve ortaya çıkabilecek diğer olumsuz
durumlara karşı dikkatli olunmalıdır.
«
Paranoid tip
: başlıca özelliği bir ya da daha fazla sanrı ile uğraşmasıdır, işitsel
varsanılar yoğunluktadır. Paranoid tip klasik olarak perseküsyon (kötülük
görme şüphesi) ya da megalomanik (kendisini çok önemli görmesi ve o
nedenle FBI ve CIA tarafından takip edildiğini sanması; ya da kendisini
peygamber, Fatih Sultan Mehmet sanması gibi) sanrılarla karakterizedir.
Tipik bir paranoid hasta gergin, kuşkucu, tedbirli ve mesafelidir. Ayrıca
düşmanca bir tutum takınabilir ve saldırgan olabilir.
«
Desorganize tip : ilkel, dizginlenemeyen ve örgütlenmemiş bir davranış biçimi vardır.
Hasta genellikle aktif, amaçsız ve yapıcılıktan uzak görünür. Düşünce bozukluğu
belirgindir ve gerçeklikle ilişkisi yoktur. Uygunsuz duygusal tepkiler; yersiz
gülmeler ve ağlamalar, garip mimikler görülür. Düşünceleri gibi giyimi de
dağınıktır.
«
Farklılaşmamış tip
: Hasta, şizofreninin klinik tablosunun genel özelliklerini taşımakla
birlikte şizofreninin anlatılan diğer şekillerine benzemeyen tipidir.
«
Residuel tip
: Aktif belirtilerden ya da diğer şizofreni tiplerinden biri için tanı
koyduracak yeterli belirtilerin bulunmadığı, ancak şizofreninin bir takım
bulgularının var oldugu şizofreni tipidir. Duygusal küntlük, toplumdan
uzaklaşma, mantıksız düşünce en sık rastlanılan bulgulardır. Sanrılar ve
varsanılar bulunsa bile ön planda değildir. Beden dismorfik bozukluğu (dismorfofobi)
kişinin sürekli vücudu ile uğraşmasıdır; vücudunda bir şeylerin kötü, çirkin,
yanlış, eksik-fazla olduğu düşünceleri ile karakterize bir kaygılarım
bozukluğudur. Kişide çok hafif bir kusur olsa bile, bu durum çok abartılarak,
korkulacak bir konu haline getirilir. Hissedilen kusur nedeniyle oluşan gerilim
ve kaygı, beklenilenin çok üzerindedir. Bu kişilerde özgüven eksikliği,
depresyon, obsessif - kompulsif bozukluk, sosyal fobi gibi ek psikiyatrik
rahatsızlıklar şizofreninin yanı sıra görülebilmektedir. ŞİZOFRENİDE ACİL
BAKIM YAKLAŞIMI Şizofrenik kişiler
ilaçlarını düzenli kullandıklarında semptomsuz yaşarlar. Şizofrenilerde en sık
kullanılan ilaçlar : haloperidol (Haldol), chlorpromazine (Thorazine),
fluphenazine (Prolixin), thioridazine (Mellaril), thiothixene (Navane). Ayrıca
uzun etkili enjeksiyon şeklinde olan antipsikotik verilebilmektedir : Haldol
Deconoate ve Prolixin Enanthate gibi. Antipsikotik ilaçların bir
çok yan etkileri vardır, en önemlileri ekstrapiramidal (hareketleri yöneten
sinir sistemi) semptomlardır : distoni (kas gücünde azalma), diskinezi (istemsiz
hareketler), akatezya (bir yerde uzun süreli oturamama), anormal duruş, aşırı
tükrük salgısı, vb. Antipsikotik ilaçların
istenmeyen bu yan etkilerine karşı antikolinerjik ilaçlar verilebilmektedir :
benztropine (Cogentin) ve trihexyphenidyl (Artane) gibi. ACİL BAKIM: Acil bakım, şizofrenik
hastanın durumuna göre farklılık gösterir. Hasta saldırgan değilse hastaneye
nakledin. Başkalarına zarar veriyorsa doktor önerisine göre antipsikotik ilaç
verilebilir. Ekstrapiramidal sistem ile
ilgili sorunlar varsa :
«
Oksijen verin
«
Damar yolu açarak % 0.9 NaCl
başlayın
«
Dyphenhydramine (Benadryl) 50 mg
IV verin.
«
Hastaneye nakledin DİKKAT: Bu bölümde yer alan
psikiyatrik acil bakım yaklaşımlarında bahsedilen ilaç isimleri Brady Paramedic
Emergency Care , 2.Ed. kitabında yer alan ilaçlardır.
Bu belirtiler günlük hayatta sıkça
görülmez mi?
Bu görünümü ile depresyon, günlük hayatta sıkça karşılaşılan hayal kırıklıkları,
karamsarlık, kendine güvenin azalması ile karıştırılabilir. Depresyonun bu
yaşamsal olgulardan farkı, depresyondaki kişinin ''düştüğü çukurdan bir türlü
çıkamaması'' olarak tanımlanabilir.
Zaten depresyon tanısı yukarıdaki belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi halinde
konulmaktadır.
Depresyonun tanınmasının önemi
nedir?
Depresyondaki kişi çoğu kez bu konuda deneyimi olmayan kişiler ya da yakınları
tarafından yanlış algılanarak, durumun ciddiyetinin farkına varılamamaktadır.
Sonuçta, depresyondaki kişiler çevrelerinden yeterince yardım, ilgi, anlayış
göremeyebilirler. Çoğu kez depresyondaki kişiye ''rahatla, bunlardan kurtul'',
''gez, toz, tatile çık, kendine gelirsin'' gibi öneri ya da eleştiriler yapılır.
Depresyondaki kişi ise, çektiği sıkıntıların yanı sıra anlaşılamama,
rahatsızlığını, sıkıntısını aşırı abartıyor gibi görünme duygularıyla güç anlar
yaşar.
Depresyonun türleri nedir?
Depresyon belirtilerinin ağırlığına göre çeşitlidir. Yukarıdaki belirtilerin
yüksek oranda yaşandığı, acı ve hüznün derinleştiği melankolik depresyonlarda
tabloya ölüm ve intihar düşünceleri eklenir. Hayatın giderek anlamsızlaşması ve
hissedilen ıstıraplar koşulları tahammül edilmez hale getirebilir. Bu tür ağır
ve iyileşmesi güç depresyonlar yarattığı çaresizlik duyguları nedeniyle
''psikiyatrinin kanseri'' olarak adlandırılırlar.
Yine bu ağır depresyonlar, kişinin gerçeklerle ilişkisini bozar hezeyan ve
halusünasyonlara (gerçekte olmayan görüntüler, sesler vb) yol açabilir. Bunların
içeriği depresyonla ilişkili olarak suçluluk, kötülük görme, hiçliktir. Örnek:
Tüm kötülüklerden sorumlu olduğunu düşünme, beyninin ya da bedenin çürüdüğü
şeklinde hezeyanlar ya da suçlayıcı sesler duyması, gibi halusünasyonlar
olabilir.
Bir diğer depresyon türü maskeli depresyondur. Bunda tipik depresyon
belirtileri olmayabilir. Huy değişikliği, sıklıkla çevresiyle çatışma,
huzursuzluk, ilişkilerde bozulma, başarıda düşme, alkol kullanma eğilimi gibi
kolay tanımlanamayan belirtiler vardır. Bunların dışında birçok depresyon
türleri de vardır.
Depresyonun sıklığı nedir?
İnsanların hayatlarının bir döneminde depresif belirti gösterme olasılığı % 20'
dir. Depresyon sıklığı kadınlarda erkeklerin iki katıdır. Yaş grubu olarak
farklılık göstermez. Her yaşta görülebilir.
Depresyonun nedenleri nelerdir?
Depresyonun oluşmasında kalıtsal, toplumsal, psikolojik ve biyolojik etmenlerin
birlikte rol aldığı düşünülmektedir. Ciddi depresyon geçirmiş anne-babaların
çocuklarının depresyon geçirme olasılığı biraz daha yüksektir.
Çocukluk döneminde yaşanan bazı deneyimler örneğin anne ya da babanın kaybı,
uzun süre ayrı kalma, yetişkinlik döneminde eş ve evlilik ile ilgili sorunlar,
destek verici bir sosyal çevreden yoksun olma, ekonomik ya da işle ilgili
sorunlar, geçimsizlik gibi olayların depresyonla ilgisi birçok araştırmacı
tarafından gösterilmiştir.
Tedavisi nasıldır ?
Depresyon büyük oranda tedavi edilebilir bir hastalıktır. İki tedavi yöntemi
vardır. İlaç ve psikoterapi. Depresyonun alevli olduğu dönemlerde ilaç tedavisi
gereklidir. Psikoterapi depresyonun gerilediği dönemlerde uygulanır, hastalığın
hasarlarını onarma ve depresyondan korumayı hedefler. İlaç kullanımı uzun süreli
ve uygun dozlarda, bir ruh hekiminin kontrolünde olmalıdır.
Acı ve düşündürücü olan şey, kişinin bu eylem öncesinde kendisi için olası
ağırlaşan tehlikeyi fark etmesi ve bunu kendi beden dili ya da sözel ifadesiyle
açıklamasıdır. Bazı vakalarda birey ‘ beni tek başıma bırakmayın, çocuklarıma ya
da kendime bir şey yapmaktan korkuyorum’ seklinde uyarı mesajları verebilmekte,
pencere kenarları, ecza dolaplarının bulunduğu mekanlara yakın durabilmekte,
değerli ve kendince manevi değeri olan şeyleri çevresindekilere verebilmekte,
artan yoğunlukta hayatın anlamsızlığından bahsedebilmekte ve tehlikeli eylemleri
birer birer deneyebilmektedir. İntihar dışında yapacak hiçbir şey kalmadığı
düşüncesi bilincine hakim olmuştur, yaşanan her saatin acı, günah ve sorunları
arttırmaktan başka bir işe yaramayacağı yaklaşımı çoğu öz kıyım olgularında
görülebilmektedir.
İntihar girişimlerinde bulunan kişilerin kendilerini ezen, görmemezlikten gelen,
kendileri ile ilgili istek, karar ve seçimlerine kulak vermeyen ebeveynlerden;
güvenlerini sarsan, kendilerini yüzüstü bırakan arkadaşlardan bahsettikleri
gözlenmiştir. Bu durumdaki kişiler kendilerini işe yaramaz, kullanılmış,
günahkar, cezalandırılmayı hak etmiş kişiler olarak görebilmektedirler. Bireyler
kendilerinin görüş ve duygularının, daha doğrusu kişiliklerinin değiştiğini
görebilmekte ve aklını kaybetme, kendi denetimlerini kaybetme gibi korkular
yasayabilmekte ‘o ben gitti, başka bir ben geldi kendimi tanıyamıyorum’ seklinde
konuşabilmektedirler.
Genel olarak intihar davranışlarında ölme düşüncesinin yanı sıra daha iyi
şartlarda yaşamak yolunda bir kararsızlık da bulunabilmektedir.
Bu soruların yanıtı henüz açık olarak verilememektedir. Özellikle birinci
sorunun yanıtı psikiyatri dışı; sosyoloji, felsefe, biyoloji, antropoloji gibi
bilim dallarını da işin içine sokar. Örneğin ünlü filozof Heideger'e göre insan
doğuştan sıkıntılıdır ve hayatı boyunca hep sıkıntılı kalacaktır; buna
varoluş sıkıntısı der. Nedeni de insanın varoluşuna bir anlam bulamamasıdır.
İnsana göre, kalemin amacı yazmak, kağıdın amacı yazılmaktır. Bitkilerin ve
diğer canlıların da amacı vardır; en azından besin zincirini tamamlarlar. Ama
insanın belirlenmiş bir amacı yoktur. Kendini hep tarif etmeye, hayatına anlam
yüklemeye çalışır ama çoğu zaman anlam arayışına geri dönmek zorunda kalır.
Heideger'e göre, bu görüş belki tüm insanların neden zaman zaman nedenini
bulamadıkları sıkıntılar yaşadıklarını açıklayabilir.
İnsanın sosyal bir varlık olduğu için dürtülerini baskılamak zorunda kaldığı bu
yüzden anksiyeteli olduğu -süperego, id anksiyeteleri-, erkek çocukların
penisini kaybedebileceği için (kastrasyon anksiyetesi), küçük çocukların
ailelerinden ayrı düşebileceği için anksiyete yaşadığı (seperasyon anksiyetesi)
gibi birçok teori vardır. Sonuç olarak genelleme yapılmaya çalışıldığında açık
ve kesin bir yanıt yoktur. Ama kişiye özel ele alındığında yanıt bulmak daha
kolaylaşır.
Anksiyetenin bileşenleri önemli ve karmaşıktır. Örneğin obsessif kompulsif
bozukluklu bir bireyi ele alalım. Bu kişi hep ellerinin kirli olduğunu
düşünmektedir. Bu yüzden yoğun anksiyete yaşamaktadır. Kişi ellerini yıkayarak
anksiyetesini azaltmayı düşünür. Bir süre bu sistem yararlı olur.
Ama sürekli anksiyete ürediği için el yıkama sayısı artar (günde 20- 30 kez).
Ardından ellerini sık yıkadığı için anksiyete yaşamaya başlar. Bu durumda iki
türlü yaklaşılabilir. Ya kişinin saplantısını tedavi ederek ya da el
yıkamalarını azaltarak anksiyeteyi azaltırız. Ya da anksiyeteyi bir yolla
azaltarak saplantı ve zorlantıları azaltabiliriz. Bunları yapmak terapist için
kolay da olabilir zor da.
İlaçlar konusunda gelişmeler giderek artmaktadır. Kuvvetli anksiyete giderici
ilaçlar
(anksiyolitik) vardır. Ama bunların çoğu yeşil reçetelidir ve bağımlılık riski
vardır.
İkinci bir seçenekte antidepresanlardır. Antidepresanların düşük dozda
kullanımları ile anksiyete giderici etki sağlanabilir. Bu ilaçların doktor
kontrolünde uzun kullanımında risk yoktur. Anksiyotilik etkili başka ilaçlar da
vardır.
Gevşeme egzersizleri, soluma teknikleri, spor da anksiyeteyi azaltmak için
yararlıdır. Sonuçta anksiyete gerek terapi yaklaşımları gerek ilaçlarla % 95
oranında azaltılır ya da ortadan kaldırılır. Tam bir başarı elde edilemeyen
durumlarda ise bireyin en azından rahat, huzurlu periyotları olması da
kazanımdır. Birazcık anksiyetenin de hiçbir zararı yoktur. Birçok insan
anksiyeteli dönemlerinde yaratıcı olur ya da hayatında yapması gereken
değişiklikleri gerçekleştirir. Ama yüksek anksiyete daima ketleyicidir. Azaltmak
için çare aranmalıdır.
Kişinin kimi zaman çökkünlük(depresyon) dönemleri yaşarken, kimi zamanlar da
taşkınlık (mani) dönemleri yaşaması veya bunun daha hafif bir şekli olan hipo
mani dönemlerinin görülmesi ile seyreden bir psikiyatrik bozukluktur
Mani nasıl bir durumdur?
Kişinin her zamanki halinden farklı olarak, sürekli bir şekilde aşırı
neşeli(her şeye gülen, kimseyi umursamadan şarkı söyleme, oyun oynama, dans
etme) ya da yerinde duramayacak şekilde gergin(bazen aşırı öfkeli, saldırgan,
küfürlü konuşma) ve kendini yükseklerde görme gibi duygulara sahiptir.
Ergenlik öncesinde ve 60 yaş sonrasında nadiren görülen bu bozukluk, erkeklerde
ortalama 18, kadınlarda ise 20 yaş civarında başlar.
Kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit oranda görülmektedir. İlk atak erkeklerde
mani, kadınlarda ise depresyon şeklinde görülür.
Birinci derece akrabalarda bu bozukluğun bulunması halinde risk %25, anne ve
babanın her ikisinde birden bulunması halinde risk % 50-75 ‘ lere
yükselmektedir.
Birçok aile çocuklarında bu hastalığın başlangıcını algılayamaz, algıladığında
ise tıp dışı yollarda çare arama eğilimi fazladır (hacı, hoca gibi). Oysa erken
tedavi bazen yararlı olmaktadır.
Hastanın anne-babasından birinde bu hastalık varsa çocuklarda risk % 12 'ye
çıkarken, her ikisi de hasta ise % 44'e yükselmektedir.
Hastalığın cinsiyete göre belirti farklılıkları:
Kadınlarda kaygı ,depresif belirtiler ve gerginlik on planda iken, erkeklerde
negatif belirtiler belirgindir. Kadınlarda çevresinden kuşkulanma gibi paranoid
konular ve kendine zarar verme on planda iken , erkekler zararı daha cok
çevrelerine vermektedir
Hastalığın Seyri:
Kadınların hastaneye yatma sıklığı ve süresi erkeklere göre daha azdır. Kadın
hastalar daha az intihar etmekte, evliliklerini erkeklere göre daha fazla
sürdürebilmektedirler.
Sonuçta şizofreni yıllarca süren, kişiyi ve ailesini yıpratan bir hastalıktır.
Sadece tedavi kurumların değil toplumunda desteklemesi, çözüm araması gereken
bir hastalıktır.
Sanrı
Hastanın sabit bir fikirle bağlandığı, aksi yöndeki söylemlere rağmen ikna
edilemeyen ve mümkün olamayacak içeriğe sahip yanlış inançlardır. Başlıca
çeşitleri:
ŞİZOFRENİNİN ÇEŞİTLERİ:
(http://www.ruhsagligi.org/cgi-bin/rs/pages.cgi?p=sizofreni.htm,
http://www.psikiyatrist.net/sizofreni.htm,
http://www.daghanoves.netfirms.com/psikoloji/psikoloji18.htm)